Lübnan Turlaması



Sevgili blogum, bu yazıyı yazmadan evvel, seni uzun zaman ihmal ettiğimiz için sana özürlerimizi iletmek isteriz. Seni aylardır besleyemedik; aç, susuz bitap bıraktık. Elimizde seni doyuracak bir çok done olmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı, bu doneleri seninle buluşturamadık. Ama sebepler kendimizi affettirecek cinsten. Seni doyurmak çok da kolay değil. Fotoğrafların özenle seçimi ve bunları süsleyen anlamlı harflerin ardı sıra konulması çok da kolay değil. Kaliteli beslemek istiyoruz seni, okunduğunda hem anılar tazelensin hem de keyiflendirsin diye tüm gayretimizi gösteriyoruz. Eee bu da birazcık zaman alıyor. O birazcık zamanı işte bu uzun süre bulamadık. Ne mi oldu? Hayatımıza bir tane minti girdi ve işten, okuldan kalan tüm zamanımızı yedi. Şimdi seni beslerken bu dönemin bittiği müjdesini vereyim. Kaldı 1 ders ve ardından yeterlilik. Artık koltuğa uzanıp, kahvemizi yudumlarken seni doyurmaya başlayabiliriz.


Sondan önceye doğru yazmaya başlamak istiyorum. Fırından yeni çıkmış, sıcak sıcak şeylerle içini ısıtayım. Sıcak demişken, bu sene yaz gelmek bilmedi. Hal böyle olunca, o gelmiyor, bari biz ona gidelim dedik ve soluğu bir zamanlar Orta Doğu'nun Paris'i diye adından söz ettiren Beyrut'ta aldık. Neden Beyrut'a gittiniz, başka yer mi kalmadı diye soranlar vardır, anlatayım. İzlediğimiz bir belgesel sayesinde haberdar olduk Lübnan'daki uzun süren iç savaştan. 16 yıl sürmüş iç savaş, 200 bin insanın canına, yine binlerce yaralıya ve yerle bir olan bir ülkeye mal olmuş. 1990'lardan 2005'e kadar toparlanma sürecine girip, tam kendine gelecek iken ülke İsrail'in bombardımana maruz kalıyor. Yine yerle bir oluyor kentler. Savaşlardan yorgun düşen Lübnan tekrar inşa ediliyor ve yeniliyor kendini. Beyrut başta olmak üzere Lübnan'ın önemli kentlerinin bu dirilişi, yorgun insanların yaşam tarzları yönünü batıya çevirmiş olan bizi, kendilerine çevirmeyi başardı. Bu seneki yurt dışı maceramız da bu şekilde başlamış oldu.

Maceramız nasıl devam etti? Biraz da bundan bahsedeyim. Artık gezilerimiz 3 kişi oluyor. Ben, eşim ve Azra. Azra henüz 3 aylık fakat yurt dışına çıkması için haliyle pasaport gerekiyor. Tamam alacağız da fotoğraf istemeleri biraz ilginç geldi. 2 günlük dahi olsa biyometrik fotoğraf gerekiyormuş. Allah'tan Azra çok uğraştırmadı fotoğrafçıyı, 5-6 poz sonrasında biyometrik standartlarına uygun bir fotoğraf çektirebildik ve emniyet teşkilatına anne ve babası olarak birlikte başvurusunu yaptık. Sadece annesi ya da babası da kabul edilmiyor, vekalet gerekiyor meraklısı için belirteyim. Neyse ki 1 hafta içinde kargo ile elimize ulaştı. İşte o pasaport...


Her gezimizin öncesi yaptığımız hummalı hazırlıkları bu gezimiz öncesinde yapamadık. Gezip göreceğimiz yerler az çok belliydi fakat hangi gün nereye gideceğiz diye gitmeden planlamadık. Yine önceki gezilerimizin aksine koştur koştur bir gezi olsun istemediğimiz için süreyi de 8 gün gibi uzun tuttuk. Bir gün gezdik bir gün dinlendik, 1 günde gezeceğimiz yerleri 2 günde gezdik filan. Aslında tüm Lübnan gezisi 5 gün yeterli bir süre sayılabilir.

Beyrut gezimizde bir deneyimimiz de araç kiralamak oldu. Yurt dışında daha önce araç kiralamamış idik. Hava limanında rentalcars aracılığı ile Avis'ten kiraladığımız aracı, Allah'a şükür, uçağımızın kalkmasına 3 saat kala kazasız belasız teslim ettik. Bu konuda edindiğimiz deneyimleri paylaşayım. Sitede istenen belgeler arasında international driver licence yazmasına rağmen T.C sürücü belgesi Lübnan'da kabul ediliyor. Biz bu riski alarak yola çıktık. Lübnan polisine de birkaç kez gösterdik. Sorun olsa idi ne yapardık bilemiyorum. Latin harfleri dışındaki sürücü belgelerinde sorun çıkartabiliyolarrmış. Gezinizin ilk anlarında dakka bir bir gol bir sorun yaşamak istemiyorsanız, deposito geçilecek kredi kartınızda yeterli limitinizin olduğunu önceden kontrol edin. Kiralayacağınız aracı teslim etme esnasında, sağına soluna bakın, herhangi bir kazası var mı yok mu iyice kontrol edin ve gördüğünüz en küçük çiziği bile yaptığınız sözleşmeye yazdırın. Bu arada yanınızda bebek koltuğu götürmenize gerek yok, günlüğü 2-3 dolara kiralayabiliyorsunuz, biz öyle yaptık. Lübnan hükümeti konaklamada olduğu gibi araç kiralama için de tüm masraftan %10 vergi alıyor. Bunu da gezi öncesi hesap etmekte fayda var.


Gezi sonrası memnun kalmadığımız bir durumla karşılaşmadık diyebilirim, trafik ve taksiler dışında tabi ki. Lübnan'da yollar gayet bakımlı fakat özellikle taksiciler ne kırmızı ışık ne şerit dinlemiyorlar. Siz trafikte seyrederken, onlar önünüzde aniden durabiliyorlar ya da sinyalsiz dönebiliyorlar. Aracınızda iken böyle bir sorun var tüm ülkede. Yaya iken ise sırf sizi alabilmek için yolunu değiştirip "taks taks" diye bağıran taksiciler her yerde kaşınıza çıkıyor. Yani araç kiralasanız da kiralamasanız da bu ülkede bu derdi çekmek zorundasınız. Gerçi bir iki günden sonra alışıyor insan.

Lübnan bize olan kültürel benzerliği, lezzetli yemekleri, temiz şehirleri ve yardımsever insanları ile Orta Doğu'da gezilip görülmeye değer bir ülke. Tarihsel birliktelikten ve Müslüman bir ülke olduğumuzdan olsa gerek karşılaştığımız Müslüman Lübnanlılar Türkleri çok sevdiklerini davranışlarıyla belli ediyorlar. Hatta bazıları Erdoğan'a selam diye bitiriyor konuşmalarının sonunu. Askerlerden bile duyduk bunu. Beyrut vizeyle uğraşmak istemeyen ve edindiğimiz güzel deneyimler sonrası arkadaşlarımıza tavsiye edeceğimiz bir kent. Burada kalıp tüm Lübnan'ı görmek ise günü birlik turlarla mümkün. Gönül rahatlığı ile gezebilirsiniz. Tabi şu an için böyle söylüyorum, yarın ne olur bilinmez. Etrafı sorunlu devletlerle dolu, Suriye, İsrail, güneyde Mısır. Lübnanlılar da artık bıkmışlar, yaşadıkları savaşlardan dolayı yarına bakmıyorlar, yarın ne olacak düşünmüyorlar bile, yaşadıkları günün tadını çıkartıyorlar.

Lübnan gezimizi bu yazı altında toparlamaya çalışacağım. Gün gün yazmak yerine gezilecek önemli noktaları aynı başlık altında paylaşacağım. Kısaca neler yaptık özetlemek gerekirse; dinlenme vakitlerinde otele yürüme mesafesindeki Hamra caddesinde, akşamları da Korniş'te vakit geçirdik. Bir günümüzü Beyrut'un kuzeyinde bulunan 2 katlı dev mağara olan Jeita Gretto'ya, Hıristiyanlar için kutsal bir yer sayılan Harissa'ya ve küçük sahil kasabası olan Biblos'a ayırdık. Bir başka gün de Beyrut'un güneyine indik, Lübnanlı prenslerden kalma Betieddin Sarayı ve Sayda şehrini ziyaret ettik. Diğer günler de Beyrut'un şehir merkezini ve diğer mahallerini dolaştık. Son 2 günümüzde de sahilde vakit geçirdik. Lübnan yemeklerini keşfetmeye çalıştık. Kahvaltılar dahil öğünlerimiz geleneksel yemeklerdi. 8 gün böylelikle geçiverdi. İşte turladığımız yerler...

1- Hamra
2- Korniş
3- Downtown
4- Panoramik Beyrut turu
5- Jeita Gretto
 6- Harissa
7- Biblos (Cübeyl)
8- Deir Al Qamar
9- Beiteddin Sarayı
10- Sayda
11- Lübnan Sahilleri
12- Lübnan Mutfağı

Gezdik, tozduk, turladık! Gezi yazılarımızı da yazdık. Artık son noktayı koyma vakti geldi. Geçmişte büyük yaraların izlerini silmeye çalışan bir Lübnan kaldı aklımızda. Bir zamanlar Ortadoğu'nun parlayan ülkesi, savaşlardan yorgun düşmüş, ayağa kalkmaya çalışıyor. Bu ülkeyi, insanlarını, şehirlerini, sofrasını görerek, müziklerini dinleyerek iyi bir deneyim kazanmış olduk. Türkiye ile kıyaslama imkanımız oldu. Bir çok yönden memnun kaldığımız, katma değerli bir turlama oldu. Gezimizin en ilginçleri, şehir içinde köşe başlarında nöbet tutan askerler, taksicilerin tacize varan seslenmeleri diyebilirim. Görülesi en güzel yerlerin başında Jeita Grotto, yemek konusunda ise zahter benim favorim oldu. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere, measselâme...

0 comments :

Yorum Gönder

Comments