22 Nisan 2017 Cumartesi

Mersin




Mersin deyince tantuni, tantuni deyince de Mersin akla geliyor. O kadar özleşmiş ki bu ikili. Böyle olunca şehre girer girmez kendimizi tantuniciye atıyoruz. İstikamet Mersin'in en gözde tantuni ustası Memoş. Gördüklerimizi anlatmak zor olmuyor ama burada yediğimiz tantuninin enfes bir tadı olduğunu nasıl anlatayım dostlar? Umarım yolunuz düşer de yersiniz ve bana hak verirsiniz ne kadar lezzetli olduğunu. Tantuniyi lezzetli yapan en önemli özelliği etin en güzel yerinin kullanılması. Yağsız olan biftek, tantuni ise yağlı karışık olarak satılıyor. Tantuni ustası dürümü hazırlarken içine koyacağı kadar eti ayırıp domates ve biberle harmanlıyor. Tantuninin yağına da lavaşı bandırıyor. Sonrasında dürüm yapıyor. Tantuni etini önce haşlıyorlar sonra bu yörede üretilen ve ısıya dayanıklı bir yağ olan pamuk yağı ile pişiriyorlar. Bir de lezzeti bu yağa borçludur diyebiliriz.

Tantuni Araplardan bize geçmiş bir dürüm çeşidi. Önceleri artık etlerin soğan ve domates ile pişirilmesiyle yapılıyormuş ve varoşların vazgeçilmez yemeğiymiş. Seyyar satıcılar mahalle aralarında gezinip tantuni satarlarmış. 80'li yıllarda seyyar satıcılar yasaklanınca tantuni restoranlara girmeye başlamış. Seyyar satıcılardan tantuni yemek istemeyen kesim de tantuni ile tanışmış. Günümüzde ise herkes tarafından beğenilerek tüketilen bir dürüm olmuş.

Gurme turu olunca gezi yazısına da yemekle başladık. Biraz da Mersin'de neler yaptığımızdan bahsedelim. Mersin Türkiye'nin nufüs bakımından onuncu büyük şehri, büyükşehir statüsünde. Mersin büyümesindeki en büyük rol Türkiye'nin ikinci büyük limanınına sahip olması. Bu liman Çukurıva pamuğunun Avrupa'ya taşınması için en yakın liman. 1800'lerden beri günümüze kendini geliştirerek gelmiş. Bu yüzden Mersin de sürekli büyüyen bir şehir olmuş. Marina'dan itibaren sahil boyu yürüyüş yolu var. Denizin kokusunu hissedip biraz yürüyüş yapıyoruz sahilde. Sonrasında Deniz Müzesi'ni ziyaret ediyoruz.

Mersin merkezden ziyade ilçelerinde daha fazla gezilecek yer var. Özellikle Alanya'ya doğru sahil yolu doğal ve tarihi güzelliklerle dolu. Bizim rotamız doğuya olduğu için başka bir geziye saklıyoruz buraları.









Deniz Müzesi'nde yağlı boya tablosu sergilenen aşağıdaki zat Cezayirli Gazi Hasan Paşa. III. Murat zamanında (18. yüzyıl) Osmanlı donanmasının kaptanı deryalığını yapan Hasan Paşa Osmanlı donanmada teknik bilginin yetersiz olmasından ve bu alanda eğitime önem verilmesini talep etmiş. Hasan Paşa'nın ısrarlı tutumu sonuç vermiş ve günümüzdeki İstanbul Teknik Üniversitesi'nin temelleri 1773 tarihinde atılmış. İlk ismi Mühendishane-i Bari Hümayun yani Deniz Mühendislik Okulu olan üniversitenin açılmasında büyük katkıları olan Hasan Paşa bizzat kendisi dersler vermiş. Eşimde İTÜ mezunu olduğu için bu fotoğrafı ona hediye ediyorum.














Her şehirde meyve suyu sıkıp satanlar vardır. Mersin'de atom adı verilen içeceği meşhur eden bir kafe var, Kushimoto Sokok'taki Akkafe. Kendilerince yorum katmışlar ve çilek, muz, kivi, portakal, bali havuç, süt ve antep fıstığından oluşan ultra lezzetli bir içecek çıkmış ortaya.





Sıra tatlılara geliyor. Buraya özgü başka bir yerde bulamayacağınız krebiç tatlısının tadına bakacağız. Meşhur Dondurmacı Halil Usta'nın elinden krebiç tatlısı yiyeceğiz. Şerbetli ve şerbetsiz olarak iki farklı şekilde yapıyorlar. Şerbetsiz olanı köpük ile servis ediyorlar. Her ikisinin de farklı tadı var. Çok aman aman bir tatlı değil ama fena da değil.






Mersin'de tadına bakacağınız yiyeceklerin listesini aşağıda paylaşıyorum. Vaktiniz varsa ve midenizde yer varsa hepsinin tadına bakmanızı tavsiye ederiz.


Gurme rotamıza devam ediyoruz. Yarın Tarsus ve Adana'dayız. Bizi takip etmeye devam edin.


0 comments :

Yorum Gönder

Comments