25 Nisan 2017 Salı

Gaziantep




Çingene kızı sembol yapan şehir Gaziantep. Gurme turumuzun Hatay'dan sonraki durağı Gaziantep'teyiz. Yazımızın başında bu şehri çok beğendiğimizi, gezi boyunca ziyaret ettiğimiz şehirler arasında birinci sırada olduğunu belirteyim. Hem gezilecek görülecek yerleri ve müzeleri ile hem de enfes lezzetli yemekleri ile gönlümüzde taht kuran şehir Gaziantep'te iki günümüzü geçireceğiz.

Akşam saat 9 gibi varıyoruz Antep'e. İlk durağımız İmam Çağdaş oluyor. Burada yediğimiz lahmacun, kebap, salata ve baklavalara diyecek yok. Birbirinden leziz tatlarla midemiz bayram ediyor. Sofrada bana kendini aşık eden ise alinazik oluyor. Kebapların altındaki yoğurtlu patlıcandan gelen buram buram köz tadı ağızda öyle bir his bırakıyor ki daha lokmayı yutmadan kaşık tabağa tekrar gidiyor. Artık garsonlar masaları ve yerleri temizlemeye başlıyor. Lokantada sadece biz kalıyoruz. Baklavaların da tadına baktıktan sonra biz de hayırlı işler deyip ayrılıyoruz bu muhteşem mekandan. Konaklamayı İmam Çağdaş'ın hemen yanındaki tarihi bir konakta yapacağız. Konağa giderken bile hala alinaziği konuşuyoruz. Önümüz Ramazan ve iftarlarda bu lezzeti muhtemelen misafirlerimize yaparız.






Güzel bir uyku çektikten sonra sabahın ilk ışıklarında açıyoruz gözlerimizi. Kahvaltıyı konakta yapmıyoruz. Hazırlanıp hemen dışarı atıyoruz kendimizi. Sokaklar çok tenha. Çarşılar daha dolmamışken biz beyran çorbası peşinde tarihi çarşılardan geçiyoruz. Beyran çorbası meşhur bir çorba ve bunu en iyi yapan Metanet lokantasında içiliyor. Haşlanmış kuzu eti ve pirinç ile yapılıyor. Bunun üzerine kuzu suyunu döküp yüksek ısıda pişiriyorlar çorbayı. Acılı isteyene içine bol miktarda pul biber katıp servis ediyorlar. Özellikle kış aylarında güne zinde başlamak ve soğuk günlerde içini ısıtmak için Anteplilerin vazgeçemediği bir çorba Beyran çorbası. Aşağıda gördüğünüz bakır kaplarda sunuyorlar. Fokur fokur kaynayarak geliyor masaya. Üfleye üfleye yiyorsunuz ilk kaşığı. Biraz ağır değil olmaz mı sabah sabah diye düşündüğümüz çorbayı içtikten sonra tüm fikrimiz değişiyor ve Antepliler ağızlarının tadını biliyor diyerek ayrılıyoruz mekandan. Antep sokaklarını karışlamaya başlayabiliriz.







Gaziantep çok düzenli bir şehir. Şehre girer girmez bunu görüyorsunuz. Esnafla görüştüğümüzde son 10 yıldır hızlı bir dönüşüm yaşadıklarını ve yeni yeni markalaştıklarını söylüyorlar. Tarihi yerlerin rahat gezilmesi için kültür yolu oluşturulmuş. Çoğu noktası yürüme mesafesinde olan bu kültür yolunu takip ederek tüm tarihi mekanları gezebiliyorsunuz. Elinizle koymuş gibi bulabiliyorsunuz. Tarihi çarşılar, camiler, konaklar bir yanda diğer yanda da müzeler. Müze olsun diye yapılmamış, her biri dolu dolu, her biri farklı konseptte, oyuncak müzesinden, mutfak müzesine varana kadar.

Şehrin kalesine de panoramik müze yapmışlar örneğin. Kurtuluş savaşının anlatıldığı 3 boyutlu kabartma tablolar ve sesli anlatım ile savaş yıllarına gidip Antep'in içinde bulunduğu durumu gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Diğer şehirlerdeki gibi sadece surlardan ibaret değil yani kale.





Tarihi çarşılarda bakırcılar çarşısındaki esnaf, dükkanlarında bir yandan satış yaparken bir yandan da üretim yapıyor. Bakıra istedikleri şekli verip, üzerilerine ince işçilik ile motif dokuyorlar. Son derece sabır isteyen bir uğraş. Bıkmadan usanmadan bu işi yapan zanaatkarlar, zamana set çekmiş gibi günümüz teknolojisinden epey uzakta asırlar öncesinin işçiliğini sürdürüyorlar. Sonuç olarak el emeği ile saatlerce uğraş verip, bakır kaplar, bakraçlar, kaseler, bardaklar, tepsiler ortaya çıkıyor.








Antep deyince akla gelen bir diğer şey fıstıktır elbette. Her ne kadar günümüzde fıstık ağaçlarının yüzde 90'ı Urfa sınırları içinde yetiştirilse de adı tescilli Antepfıstığı olarak bilinir. Biz de özellikle baklavada kullanılan fıstığın her türlüsünün tadına bakıyoruz. İlk kez kabuklu ve yaş halini görüyoruz.












































Antep tarihi dokusunu bozmadan modern çağa ayak uydurmuş harikulade bir şehir. Yemekleriyle olsun müzeleri, tarihi çarşıları ile kendisine hayran bırakan bir şehir. Markalaşma becerisi ile Türkiye'de örneklerine az rastlanan bir büyük şehir. Geçmişinde de vatana bağlılığını kendi imkanlarıyla düşmanı yurttan kovarak göstermiş ve gazi unvanını sonuna kadar hak etmiş bir şehir.

Anlatmakla bitiremediğimiz bu nadide şehre şimdilik hoşça kal deyip ayrılıyoruz. Umarım tekrar havasını solumak, görmediğimiz yerlerini görmek, tatmadığımız yemeklerinden yemek nasip olur. Şimdilik elveda deyip Urfa'ya doğru tekerlek döndürüyoruz.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments