17 Mayıs 2016 Salı

2. Gün - Makedonya (Bones of Bays - St. Naum Manastırı) - Arnavutluk (Berat)




Güneşli bir gün ile gezimizin 2. gününe merhaba diyoruz. Erken saatlerde kalkıp güzel bir Arnavut böreği ile kahvaltımızı yapıyoruz. Bugünkü programımızda  Ohri gölünün üzerinde inşa edilmiş bir müze var. Sonrasında yine Ohri Gölü kıyısındaki St. Naum Manastırını ziyaret edeceğiz. Öğleden sonra da Arnavutluk'a geçerek ilk sınır geçişimizi gerçekleştireceğiz. Arnavutluk'taki ilk göreceğimiz ve geceyi geçireceğimiz yer ise bin pencereli şehir olarak nam yapmış Berat olacak.







Ohri gölünün Makedonya tarafından güneye doğru iniyoruz. Sağımızda göl manzarası var ve karşısı Arnavutuk. Bu güzergah üzerinde su üzerine inşa edilmiş müze - Bay of the Bones ve sonrasında St. Naum Manastırı yer alıyor. Sırasıyla ziyaret edip, Arnavutluk'a geçiş yapacağız.




Bay of Bones'u gördükten sonra arabamızın kontağını kısa bir mola için kapatıyoruz. Suyun üzerine neden müze yaparlar diye düşünüyor insan. Günümüzde müze olarak kullanılan bu kulübelerin yapılış amacı tabi ki de müze değil. Vahşi hayvanlardan korunmak ve barınmak için inşa edilmiş ta İsa'dan önce 1000'li yıllarda. O kadar eski yani. 2005 yılında kulübelerden oluşan bu küçük köy bakım onarımdan sonra müzeye dönüştürülmüş. İçinde arkeolojik kalıntılar sergileniyormuş. Biz içine girmeden manastıra doğru yola devam ediyoruz. 


Ohri gölü etrafında turlamaya devam ediyoruz. Artık gülün güneyinde Arnavutluk sınırına çok yakınız. Sınırı geçmeden göreceğimiz son Makedon topraklarında bir manastır yer alıyor. St. Naum Manastırı. St. Naum, St. Clement ile birlikte, Kiril alfabesini bulan, Slav birer aziz olan St. Kiril ve St. Metodius'un öğrencileriymiş. St. Kiril'in bulduğu Kiril alfabesini tüm Balkanlara yayanlar ise St. Naum ve St. Clement olmuş. Bu yüzden tarihte önemli insanlar. Ayrıca Ohrid, bu azizlerin yaşadığı dönemde Hristiyanlık açısından önemli bir merkez konumunda bulunuyormuş. St. Naum bu manastırı 16. yüzyılın sonunda inşa etmiş. Burada özellikle zihinsel problemi olan hastalara şifa dağıtıyormuş. Manastırın içinde bir de kilise var. St. Naum'un mezarı da bu kilisenin içinde yer alıyor.

Manastırın hemen yanında Ohri'den beslenen Drin nehrinin 2 kolundan biri bulunuyor. Kara Drin diyorlar buna 160 kilometrelik güzergahtan sonra Arnavutluk'ta Anriyatik Denizi'ne dökülüyor. Matka'daki gibi tekne turu yapabiliyorsunuz. Unesco tarafından koruma altında olan, nehir ile Ohri'nin buluştuğu bu bölgede teknelerin motorları yok bu yüzden, yasakmış. Ziyaretçileri memnun etmek için kaptanlar yorucu da olsa küreklere sarılıyor.



























Manastırın bahçesinde tavus kuşları zaman zaman kuyruklarını açıp görsel bir şölen sunuyorlar. Bazen de kargadan bile berbat bir ses çıkararak uçuyor ve ağaçlara konuyorlar. Ağaçlarda büyük büyük tavus kuşları görüyorsunuz. Hep kafeste gördüğümüz bu kuşlar, St. Naum Manastırı'nda bahçede başı boş geziyorlar.
















Artık ilk sınırımızı geçmeye hazırız. Makedonya ve tüm güzelliklerini geride bırakıp, Arnavutluk'a merhaba diyoruz. Yine Ohri gölünün kıyısındayız fakat bu kez farklı bir ülke sınırları içindeyiz. Arnavutluk'ta. Burada 2 gece kalacağız. İlk durağımız çok iyi korunmuş ve zamanın önemli vilayetlerinden biri olan, Berat. Bunun yanında bin pencereli şehir olarak da nam yapmış. Akşam olmadan varıp, reservasyon yaptırdığımız konakta geceleyeceğiz.


Makedonya'dan Berat'a gitmek çok kolay değil çünkü yol sorunu var. Aslında şöyle, Elbasan şehri ile Berat arasında 60 kilometrelik bir yol var. Biz navigasyonun gösterdiği bu yoldan gittik ama yol demeye bin şahit lazım. Sakın ola bu yola girmeyin. Aracımızın tekeri de muhtemelen bu yolda patladı. Diğer yol 100 kilometre Rrgozhine istikametinde. 5-10 kilometre gidip sinir harbi yaşadıktan sonra benden daha sabırlı olan Gülsüm'e veriyorum direksiyonu. Zorlu yolculuktan sonra Osmanlı evleri ile bezenmiş Berat şehrine giriş yapıyoruz. İlk gördüğümüz manzara aşağıdaki çok pencereli evlerin olduğu kare. Gerçekten etkileyici. UNESCO tarafından koruma altında bir şehir burası. Daha doğrusu Mangalem dedikleri eski şehir kısmı.

İsmi Beligradi Arnavud olarak biliyormuş Osmanlı zamanında. Yani Arnavutların beyaz şehri. Sonradan Berat olarak kısalmış. Bu güzel şehrin ortasından Osum nehri geçiyor. Bir tarafına Mangalem diğer tarafına Gorika diyorlar. Mangalem tarafında kale de var. Buraya çıkıp Couchsurfing aracılığı ile tanıştığımız arkadaşımızla buluşacağız.


Arabanın girmediği dar sokaklardan kalacağımız yere gidip biraz dinleniyoruz. Aslına uygun tadilat görmüş hoş bir ev. Bavulu odaya çıkarması biraz geç olsa da memnun kaldık.





Isuf bizi kalede bekliyor. Aracımızla kaleye çıkıp kendisiyle buluşuyoruz. Son derece nazik ve güler yüzle karşılıyor bizi. Çay, kahve ikram ediyor. Biraz sohbet ettikten sonra kaleyi gezdiriyor. Gezi organizasyonları yapıyormuş Isuf. Berat ile ilgili bilgisi çok iyi. Kalenin her ayrıntısını ve tarihsel olayları anlatıp iyi bir rehberlik yapıyor bize.












Bu dağın bir özelliği var, aşağıdaki dağın. O da yıllar önce üzerine yazılan ENVER yazısı. Dikkatli bakarsanız bu yazıyı görürsünüz fakat ENVER olarak değil de NEVER olarak. Çünkü 2 yıl önce bir grup genç N harfi ile E harfinin yerinin değiştirmiş. Bunun manası da Enver Hoca ve zihniyeti bir daha asla gelmeyecek demekmiş. Peki kim bu Enver Hoca? Arnavutluk'u 2. Dünya Harbi'nden sonra ayağa kaldıran devlet adamı. Fransa'da burslu eğitim almış ve bu dönemde kendini koyu bir komünist olarak yetiştirmiş bir öğretmen. Ülkesine döndüğünde tüm komünist gençlik yapılarını birleştirip halk partinin lideri olmuş. Uzun yıllar Arnavutluk'u yönetmiş. Aynı dönemde Yogoslavya'nın ömür boyu başkan yetkisi verdiği Tito ile anlaşamayan birisi Enver Hoca. Yine Sovyet Rusya'nın lideri Stalin ile yakın ilişkiler kursa da Stalin öldükten sonra yerine gelenlerle iyi geçinemeyen bir lider. Ekonomik olarak bir miktar kalkındırsa da, yıllar boyu Arnavutluk'u koca dünyada kapalı bir kutu gibi tutmuş. Arnavutluk'u dünya tarihindeki ilk resmi ateist devlet ilan etmiş birisi. Peki bu nasıl bir hoca böyle dinden imandan uzak? Bu zatın babası önce gelen Bektaşilerden ve kendisi hoca. Bu yüzden hoca soy ismini almış ve oğlu aynı soy isimle tarih sahnesinde ateist hoca olarak ismini yazdırmış. Şimdi neden never Enver dediklerini anlamışsınızdır.







Berat'ta yapılacaklar arasında ilk sırada kale yer almalı. Tüm şehri yukarıdan gördükten sonra eski şehrin bulunduğu Osmanlı evleri arasında dolaşmalı ve sonrasında yeni şehirde gezmeli. Biz aynen böyle yapıyorua. Kaleyi ve eski şehri gezdikten sonra bir yemek molası veriyoruz. Güzel bir restorana götürüyor Isuf bizi. Burada ben imam bayıldı yiyorum. Kiremt kapta imam bayıldı. Durun siz bayılmayın! Buranın en meşhur yemeği bu, Türkçe ismi ile biliniyor. Tadı da çok leziz. Patlıcanı severim ve afiyetle yiyoruz.



Akşam yeni şehirde de turladıktan sonra Isuf ile vedalaşıyoruz. Çok yardımsever bir insan. Şehirde gezerken bir çok arkadaşı ile tanıştırdı. Geniş çevresi olan ve buralarda sevilen birisi. Umarım başka bir yerde belki de Türkiye'de tekrar görüşmek nasip olur.


Balkan gezimizde 2. gün de böyle bitiyor. Yarın ki programımız şöyle: yine Arnavutluk'ta konaklayacağız ama Karadağ sınırına çok yakın bir şehir olan Şkoder'de. Öncesinde Durres ve başkent Tirana var. Görüşmek üzere... 

1 comments :

fatih aksoy dedi ki...

zevkle okuyoruz kardeşim.Sayende sanki biz de oralardaymışız gibi hissediyoruz.

Yorum Gönder

Comments