16 Mayıs 2016 Pazartesi

1. Gün - Makedonya (Matka Kanyonu - Tetova - Ohrid)




Senferah ailesi olarak yeni bir turlamaya başlamanın heyecanı içinde tüm hazırlıkları tamamladık, şimdi yola koyulma vakti. Güzergahımızda 6 ülke var. Bunlardan Arnavutluk hariç kalan 5 tanesi eski Yugoslavya ülkesi. Diğer 2 ülke Hırvatisyan ve Slovenya'ya ise vize istediklerinden dolayı şimdilik gidemiyoruz. Yani bu 6 ülke, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Bosna Hersek, Sırbistan ve Kosova vize istemiyor. Sırasıyla bu ülkeleri turlayacağız. İlk durağımız Makedonya. Bu ülkeye ikinci gidişimiz olacağı için sadece görmediğimiz yerlerini ziyaret edeceğiz.

Uçağımız akşam saat 9 gibi başkent Üsküp'e iniyor. Türkiye ile 1 saatlik fark var balkan ülkeleri ile. 1 saat geri alıyoruz saatlerimizi. Pasaport kontrolünden sonra bavulumuzu almak için bekliyoruz. Adı büyük ama kendi küçük bir hava limanı Büyük İskender. Çok geçmeden bavullar taşıma bandında gezinmeye başlıyor. Ama o da ne bizim bavul yok. Kayıp bürosuna durumu bildiriyoruz hemen. Biz buradaki görevli ile bavulu aramaya çıkarken Gülsüm ve Azra kiraladığımız aracı teslim almaya gidiyorlar. Taşıma bandının içine bile bakıyoruz fakat bavul yok. Son derece yardımsever bu adam beni teselli etmeye çalışıyor, umarım yarın sabah gelir diyor ve kayıp formu dolduruyoruz. İlk kez böyle bir durumla karşılaşıyoruz. Tüm eşyalarımız bavulda ve bavulu uçağa koymamışlar. Türk Hava Yolları bizi gurbet ellerde rezil ediyor. Kiraladığımız araç ile otele doğru endişeli bir halde yola çıkıyoruz. Neyse ki ertesi gün bavulumuza kavuşuyoruz. Tabi havalimanı yetkilileri hızlı dağıtım yapamıyor, biz almaya gidiyoruz. Gezimizin başında böyle bir talihsizlik yaşamak biraz moralimizi bozsa da bavulumuza kavuşmak bizi sevindiriyor ve otelden ayrılıp gezimize başlıyoruz.

İlk durağımız Matka kanyonu oluyor. Burası Üsküp'ün batısında görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Makedonların Avrupa'ya yaranmak için yaptıkları milenyum haçını solumuza alarak süren yolculuğumuz, Matka gölünde mola vererek bitiyor. Ülkenin en eski yapay gölü burası. Kanyona varmadan hemen solda yer alıyor. Bu göl ve çevresi yaz aylarında Makedonların hafta sonları piknik yapıp, dinlendikleri hoş bir mesire yeri. Biz gittiğimizde tadilat işleriyle uğraşan bir kaç kişi dışında kimsecikler yoktu. Eminim yazın cıvıl cıvıl oluyordur. Burada biraz temiz hava aldıktan sonra aracımıza atlayıp kanyona doğru ilerliyoruz.


Yol kenarında küçük bir Müslüman mezarlığı gözümüze çarpıyor. Cami ve minareden oluşan mezar taşları çok ilginç gözüküyor. Önemli biri muhtemelen fakat yazılardan anlayamıyoruz kim olduğunu.


Kısa bir süre sonra Matka kanyonundayız. Arabamızı park ettikten sonra kiliseye kadar 5 dakika kadar yürümek gerekiyor. Gökyüzü kapalı ve yağmur yağdı yağacak. Bu yüzden daha fazla yürüyüş yapmıyoruz sadece küçük bir tekne kiralayıp kanyonu turluyoruz. Kanyonun kenarlarında iyi bir doğa yürüyüşü yapılabilir. Ayrıca tepede bir kilise daha var. Oraya da çıkılabilir.




Dileyenler için kano kiralama hizmeti de var. Kayak diyorlar kanoya. Kürek çekerek tüm kanyonu dolaşmak biraz zor çünkü tekne ile 1 saat sürüyor ki hızını kıyasladığımızda kano çok yavaş kalıyor.



İşte teknemizden görüntüler...





Kanyonda 10 tane mağara varmış, biz en büyük olanın içine giriyoruz. Tam 176 metre derinlikte. Sarkıtların altında 2 tane küçük gölet oluşmuş. Yarasalara da ev sahipliği yapıyor bu mağara.




Mağaradan sonra su kaynaklarına bakıp, 5 kilometre geldiğimiz yöne doğru teknemizi çevirip geri dönüyoruz. Muhteşem bir tabi güzellik burası. Teknenin dengesini bozmadan her karesini fotoğraflamaya çalışıyorum. Yansımalar bir harika.








Evet tekne turu ile birlikte Matka kanyonu ziyaretimizi sonlandırıyoruz. Biraz daha batıya gideceğiz. Makedonların Tetova dedikleri bizim Kalkandelen dediğimiz şehre.





Kalkandelen'de 2 önemli nokta var mutlaka görülmesi gereken. Bunlardan biri Alaca Cami, diğeri ise Harabati Baba Tekkesi. Önceki Makedonya turumuzda istediğimiz halde göremediğimiz bu tekkeye gitmek için can atıyoruz. Tekke öncesi Alaca Cami'yi ziyaret ediyoruz. Bu cami 1438 yılından Türk-İslam mimarisinin ilk örneklerinden, şehrin sembol eserlerinden biri. İçi dışı ince süslemelerle bezenmiş bu cami için kapıdaki görevliden Türkçe bilgi alıyoruz. Bize yapımında 30 binden fazla yumurta kullanıldığından ve çok kez tamirat gördüğünden bahsediyor. 1833 yılında Abdurrahman Paşa tarafından onarıldığı için de Paşa Cami olarak da biliyor. Caminin yapımını sağlayan kız kardeşler rahmetli olunca caminin yanı başına defnedilmişler.






Alaca Cami'den sonra Harabati tekkesine yürüyoruz. Bu tekke Sersem Ali Baba adıyla anılan bir Bektaşi babası tarafından kurulmuş. Yıl 1538, 16. yüz yıl. Sersem Ali Baba'nın bu lakabı almasının ilginç bir hikayesi var. Kısaca paylaşayım. Ali Baba Kanuni zamanında beylerbeyi rütbesine kadar yükselmiş bir devlet adamı. Devlet işleriyle meşgul olan Ali Baba bir gün bir rüya görüyor. bu rüyasından çok etkilenen Ali Baba rütbesini ve devlet işlerini bırakıp Hacı Bektaş dergahında dini hayat yaşamak için padişahtan izin istiyor. Kanuni Sultan Süleyman'dan. Padişah da "sen sersem mi oldun? Vezirlik bırakılır da orada dervişlik mi yapılır?" deyince varsın bana Sersem Ali desinler. Kabulümdür diyor ve saraydan ayrılıyor. Sonrasında bu dergaha gelip burada dini hayatına devam ediyor. Yıllar geçiyor Sersem Ali Baba'nın ölümünden sonra gelen Harabati Baba burayı genişletip büyük bir dergah haline getiriyor ve manastırlarda olduğu gibi içinde tarım ve hayvancılık yapıyor. Şu an ki ismi de bu Bektaşi babasından geliyor. Burada tanıştığımız bir Allah dostu bize dergahı gezdiriyor. Doğma büyüme buralıymış ve komünist rejim zamanlarındaki yaşadıkları çileyi anlatıyor duygulu gözlerle. O dönemde, aş evi olarak kullanılan yeri gazino yapmışlar. Misafirhaneyi otel olarak işletmişler. Gözümüze baka baka domuz yediler, içki içtiler bu dergahta diyor. Allah'a şükür pes etmedik sabrettik ve bugünleri Allah nasip etti, pisliklerden temizlendi burası diyor.






Tekke ziyaretinden sonra güneye doğru yönümüzü çeviriyoruz. Konaklama yapacağımız Ohri, Tetova'ya 135 kilometre. Yaklaşık 2 saatlik mesafede. Tüm tur boyunca geçtiğimiz yolların yüzde doksanı gidiş geliş tek şeritli yollardı. Bu yüzden hızımız 80-90 kilometre bölü saati geçmiyor.


Akşam üstü Ohrid'e varıyoruz. Buraya da ikinci gelişimiz fakat Arnavutluk'a giriş yapmadan konaklayacağımız en güzel yer de burası. Bu yüzden ikinci de olsa burada kalmak keyifli geliyor. Gülsüm otelde dinlenirken biz Azra ile akşam biraz şehir gezintisi yapıyoruz.





Gezimizin ilk günü bu şekilde sonlanıyor. Yarın sınırı geçip Arnavutluk'a gideceğiz. Görüşmek üzere...

0 comments :

Yorum Gönder

Comments