26 Mart 2016 Cumartesi

Cunda Adasında Rum Esintisi



Bir süredir ertelediğimiz Ayvalık - Cunda Adası gezisini bu hafta sonu gerçekleştiriyoruz. Cumartesi sabah çıkacağız, 1 gece konaklayıp Pazar günü gecesi döneceğiz. Kütahya'dan çıkarken yağan kar, Balıkesir'e yaklaşınca kesiliyor ve yerini güneşe bırakıyor. Ülkemin güzelliklerinden biri de bu bence. Bir yerde kar yağarken çok uzaklara gitmeden güneş açabiliyor. Ayvalık Kütahya'ya 360 kilometre ve molalar dahil yaklaşık 5 saat sürüyor. Tavşanlı, Dursunbey üzerinden gidiyoruz. Dönüşte ise Bursa üzerinden geleceğiz. Aslında İzmir veya Manisa, sonrasında Uşak üzerinden bir diğer alternatif yol da mevcut. Alternatif yollar süreyi 1 saat geciktiriyor olmasına rağmen akşam karanlığında dönüş yapacaksanız alternatif yollar çift yol olduğu için yolculuğunuz daha rahat geçecektir.



Ayvalık hafta sonu kafa dinlemek için iyi bir seçim. Sezon başlayınca nüfusunu 4-5'e katlayan bu küçük ilçe bahar aylarında daha sakin çünkü. Belki denize giremiyorsunuz ya da senzlongta uzanıp güneşin tadını çıkaramıyorsunuz ama denize sıfır bir otelde kalıp adaların manzarasına doyuyor ve deniz kenarında yürüyüş yaparak denizin kokusunu hissedebiliyorsunuz. Ayvalık ilçesine bağlı irili ufaklı 22 tane ada bulunuyor. Bunlardan en büyüğü ve bilineni Cunda Adası yeni adıyla Alibey Adası. Biz de konaklamayı bu adada yapıyoruz. Bu adaya ulaşım denizin doldurulması ile yapılmış bir köprüden sağlanıyor. Köprü Lale Adası ile Ayvalık'ı birleştiriyor. Buradan da Türkiyenin ilk boğaz köprüsü olarak bilinen bir köprü ile Cunda Adasına bağlanıyor. En büyük ada dedim fakat asıl en büyük ada Midilli yani Sakız Adası. Yunanistan hemen dibimizde yani. Uzaktan görünüyor. Vizeler kalkarsa burayı da ziyaret etmek isteriz. Bakalım vizeler söylendiği gibi Haziran ayının sonunda kalkacak mı?

Adalar içinde tarihi ve turistik öneme sahip olan bir diğeri de Tımarhane Adası. Bu adaya Türkler eski zamanlarda Taşlı Manastır demişler. Bu ada özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ayvalık'ta yaşayan Rumların içkiyi fazla kaçırması üzerine sert esen rüzgarı ile akıllarını başlarına toplamaları için gönderildikleri bir mekan olduğundan bu ismi almış.




Ayvalık gezimizi kısaca şöyle anlatayım. İlk önce Cunda Adasını gezeceğiz. Buranın meşhur yemeklerinin tadına bakacağız. Ertesi gün de Bergama'yı turlayıp döneceğiz. Cunda Adasındaki konaklayacağımız otele öğleden sonra saat 1 gibi varıyoruz. Otele yerleşip 1 saat kadar dinlendikten sonra Cunda adasını gezeceğiz. Adada güzel bir sahil yolu var. Meşhur taş kahvenin önüne aracımızı park edip sahilde biraz yürüyüş yapıyoruz. Küçük tekneler ile balıkçıları seyrediyoruz.







Dünya savaşının ardından nüfus mübadelesi ile Rumlar Yunanistan'a dönerken buraya Balkan'lardaki Türkler yerleşmiş. Aradan yaklaşık 1 asır geçmesine rağmen Rum esintisini adanın her yerinde hissediliyor. Önünden geçtiğiniz kafelerde çalan müzikler Rum esintisinin bir parçası oluyor. Ezgilere yabancılık çekmiyoruz. Bu da bu iki kültürün ne kadar iç içe geçtiğini gösteren, yıllarca savaşan iki ülkeye rağmen insanlarının aslında birbirine karışmış kardeşçe yaşadığının bir kanıtı. Eğer bilgisayarın sesini açarsanız bana hak vereceksiniz.

Sahilde dolaştıktan sonra eski evlerin bulunduğu ara sokaklara dalmadan bir şeyler yiyelim diyoruz. Buranın meşhur Ayvalık tostu öğle yemeğimiz oluyor. Dede tostu da ayvalık tostunun yerini tutmasa da burada meşhur edilmeye çalışılan bir diğer lezzet. Onun da tadına bakıyoruz. Ayvalık tostundan farkı içinde salam sosis olmaması, sadece sucuk var ve el yapımı salça ile lezzetli tulum peyniri. Ayvalık tostundan başka mutlaka tadına bakın diyeceğimiz yöresel yemekler var elbette. Gezi yazımızın içinde diğerlerinden de bahsedeceğim. Tüm lezzetleri öğrenmek için yazının tamamını okumanız gerekecek. :)


Öğle yemeğinin ardından adadaki gezintimize devam ediyoruz. İç kısımlarda eski evlerin arasında gezerken tarihte bir yolculuk yapar gibiyiz. Bu yolculuğu bebek arabası ile yapmayın. Önemli bir uyarı bizden. Çünkü tüm yollar taş döşeli ve engebeli. Bebek arabasının tekerlekleri sürekli takılıyor, üstüne üstlük yokuş çıkmak hiç kolay olmuyor. Kanguru daha iyi seçim olacak. Biz bu hataya düştük siz düşmeyin diye söylüyorum. Günümüzde müze olarak kullanılan bir kilise var. Onun dışında pek de bir şey yok ara sokaklarda. Cumartesi günleri pazar kuruluyormuş. Bildiğiniz gibi Ege'nin otu meşhurdur. Merakınız varsa taze toplanmış otlardan alabilirsiniz. Pazar yerini de dolaştıktan sonra tekrar sahile iniyoruz. Burada tadına bakacağınız ikinci yiyecek ise sakızlı dondurma. Sahildeki dondurmacılar bu işi çok iyi yapıyor. Bir külah alıp deniz kenarında oturuyoruz. Buradan sonra durağımız yel değirmeninin bulunduğu tepe olacak. Taşlı yollarda yürümek bizi zorladığı için aracımızla çıkmaya karar veriyoruz.













Bu tepeden Cunda'nın diğer tarafını da görmek mümkün. Panoramik bir görüntüye sahip bu tepede bir mola verip şehri ve adaları seyre dalıyoruz. Yel değirmenlerinin neden bu tepelere inşa edildiğini teyit eder nitelikte olan rüzgar bizi de uçuracak gibi. Bu yüzden çok kalamıyoruz bu tepede. Gün batmadan da Şeytan sofrasına yetişmemiz gerekiyor. Güneşi orada batırıp, yemeğe gideceğiz.




Şeytan Sofrası Ayvalık ile Sarımsaklı arasındaki tepede yer alıyor. Burada şeytanın ayak izinin bulunduğuna inanılan bir çukur bulunuyor. İnsanlar buraya madeni para atıp, kırmızı bez parçaları ile şeytandan dilek diliyorlar. Şeytandan ne dilenir aklımız almıyor ama böyle bir inanış var. İnanışı bilmem de manzara müthiş. İki yanımdaki meleklerim ile şeytana meydan okuyorum.





Güneşi burada batırdıktan sonra otelimize dönüyoruz. Biraz oyalandıktan sonra akşam yemeği için Cunda Adası'ndaki bir balık restoranına konuk olacağız. Cunda'ya gittiğinizde yemeden dönmeyin diyeceğimiz bir diğer lezzet ise balık ve mezeler. Ben buranın popüler balığı olan papalina siparişi veriyorum. Papalina sardalyanın küçüğüymüş ve tavasını yapıyorlar. Çerez gibi yeniyor. Tadı hoşuma gitse de yavru sardalyaların avlanması pek hoşuma gitmiyor. Bir daha da yemek istemem doğrusu. Ortaya bir ot tabağı istiyoruz. Koca bir tabak geliyor ve çeşitli mezeler soframızda yerini alıyor. Ayvalık tostu, sakızlı dondurmadan sonra balık ile günü sonlandırıyoruz. Pardon tatlıyı unuttuk. Reçelli lor yine başka yerde bulamayacağınız lezzetlerden. Yemekten sonra ikram olarak geliyor. Genelde vişne reçeli olarak sunulan bu tatlı balığın ardından ağzımızda hoş bir tat bırakıyor. Böylelikle ilk günümüzü sonlandırıyoruz. Yarın Ayvalık merkezde kısa bir yürüyüşün ardından Bergama'ya geçeceğiz.







0 comments :

Yorum Gönder

Comments