30 Ocak 2016 Cumartesi

CS Misafirlerimiz - 3



Bu kez ki misafirlerimiz de uzak doğudan, uzak doğunun en doğusundan, doğan güneşin ülkesi Japonya'dan. 8 ay önce düşmüşler yollara, Çin, Kazakistan, doğu Avrupa ülkeleri derken gezilerinin son zamanlarında Türkiye'ye uğramışlar. Buradan da Gürcistan'a geçecekler, 2 hafta sonra da memleketlerine dönecekler. Bahsettiğim şahsiyetler  Mio ve erkek arkadaşı Daisei. Kendileriyle tanışmamız Cuma günü akşamı oldu ve 3 gece misafirimiz oldular. Hafta sonu olması sebebiyle bizim de vaktimiz vardı ve birlikte güzel bir hafta sonu geçirdik. 3 Türk, 2 Japon ve 1 Kazak.


Bizim kültürümüzde misafirperverlik oldukça önemli ki bu özelliğimizi yabancılara anlatırken göğsümü kabartarak anlatıyorum. Biz de Şenferah Ailesi olarak bu şekilde davranmaya çalışıyoruz. Kapımızı açtığımız misafirlerimize elimizden geldiği kadar kendi evlerindeki gibi hissettirme gayretindeyiz. Gönüllülüğün esas olduğu bu sistemin otel olarak kullanılmasına karşıyız. Bu düşüncede olanlar ile görüşmüyoruz zaten. Karşılıklı alışverişe önem veriyoruz. Kültürel yönden birbirimizi tanıma imkanı olmalı. Bizim açtığımız kucağa onlar da sarılmalı. Bu enerji alışverişi olduğu vakit hoş vakit geçiyor. Örneğin, onların Azra ile oyun arkadaşı olması, cana yakın davranmaları bizim için çok önemli. Vaktimiz olduğunda gelen misafirlerimizi karşılamaya gidiyoruz, bazen gezdiriyoruz, birlikte yemek yapıyoruz. Bizim için öncelikli amaç keyifli vakit geçirmek.

Misafirlerimizi tren garından karşılıyoruz. Daisei'nin arabanın arka koltuğuna bağlı olan bebek koltuğunu görünce verdiği abartılı tepki ilgimi çekiyor. İlk duyduğumda anlam verememiştim alt tarafı bebek koltuğu bu kadar şaşılacak, tepki gösterilecek ne var ki diye. 3 gün benzer şaşırmalar devam etti. Teknoloji devi bir ülkede yaşayan biri küçücük şeylere abartılı tepki veriyordu. Sonra düşündüm ki bu tepkiler olayları önemsediğini gösteriyor, karşı tarafa da bunu çok güzel anlatmış oluyor. Siz de vakit geçirirken keyif alıyorsunuz gezdiğiniz yerlerde mutlu oluyor, gösterdiğiniz ufak tefek şeyler dahil ilgisini çekiyor. Gezdiğiniz yerleri beğenmeyen, her konuda seçici olan, sürekli bir memnuniyetsizlik içinde olan tiplerle de karşılaştık daha önceki yıllarda. Bu yüzden ilk başlarda yadırgadığım bu hareketin insan ilişkilerine olumlu katkı yaptığını gördüm ve takdir etmeye başladım.







Geleneksek mutfağımızın yansıtıldığı bir akşam yemeği yiyoruz bu dost canlısı, sıcak kanlı arkadaşlarla. Yemeğin ardından Şenferah Guest House'un sunduğu kahvelerden ikram ediyoruz misafirlerimize. Bu günümüz böyle geçiyor. Yarın Kütahya şehir turu yapacağız. Kazak arkadaşımız Altuha ve Mio'nun Kanada'dan arkadaşı Hüseyin de katılacak bizlere.








Kahvaltının ardından, Gülsüm bol köpüklü Türk kahvesi ikram ediyor bize. Sonra kendimizi dışarıya atıyoruz. Kütahya şehir turumuz Çinili Cami ziyareti ile başlıyor. Çinili Cami'nin tarihi sayılacak kadar eski bir geçmişi yok. 1979 yılında inşa edilmiş. Tüm dış yüzeyleri Kütahya'nın sembolü olan çini ile kaplanmış. Bu görüntüsüyle ilgi çekiyor.









Buradan Hıdırlık'a çıkıyoruz. Hıdırlık şehir manzarasına sahip yüksekçe bir noktada bulunuyor. Bir tarafında da kale manzarası var. Hava kapalı ve sisli olduğu için görüş mesafesi çok uzak olmasa da manzara görülmeye değer diyebilirim.






Bir sonraki durağımız Ulu Cami. Her şehrin bir ulu camisi vardır Türkiye'de. Genelde en büyük camiler yapıldıktan yıllar sonra ulu cami olarak bilinir olmuştur. Kütahya'daki ulu caminin adı aslında Yıldırım Beyazıt Han Cami'dir fakat yıllar sonra halk arasında ulu cami olarak isimlendirilmiştir. Japon misafirlerimize camiyi gezdiriyoruz. Cami içinde Kırgız ziyaretçiler ile karşılaşıyoruz ve onlarla Türkçe anlaşabildiğimiz için Japon misafirlerimiz şaşırıyor. Türkiye'den hatta Balkanlardan Çin'e kadar Türkçe konuşulur dediğimde bu şaşkınlıkları katlanarak artıyor. Bu kadar geniş coğrafyada anadil olarak konuşulan başka bir dil yok. Belki Arapçayı Afrika'nın en batısına kadar konuşulduğu için 2. sırada düşünebiliriz.









Ulu Cami'den sonra Kütahya Kalesi ve Germiyan Sokağı kalıyor ziyaret edeceğimiz. Ulu Cami'den sonra biraz şehir merkezinde yürüyüş yapıyoruz. Hammam-ı Ziyafe'de gözleme atıştırıp, Tuğba'da lokum yeyip, ikramlık Türk kahvemizi içiyoruz. İstikamet Kütahya Kalesi.








Biraz da kalede vakit geçiriyoruz...






Güneşin batmasını beklemeden kaleden ayrılıyoruz. Son durağımız ise Germiyan Sokağı. Sokak boyu kaldırım yenileme çalışmaları yapılıyor. Sokağı baştan sona turlayıp, en baştaki konakta çay molası veriyoruz.







Gün henüz bitmedi. Daha misafirlerimiz bize Japon mutfağından seçmeler sunacak. Akşam yemeği olarak takikomigohan ve okonomiyaki yiyeceğiz. Bu deneyimi Japonlardan daha ayrıntılı bahsedeceğim için diğer yazıya sakladım. Şimdilik bu kadar...

0 comments :

Yorum Gönder

Comments