19 Kasım 2015 Perşembe

Fas'ta Yeme İçme




Fas'ta kaldığımız on gün boyunca yeme içme konusunda edindiğimiz izlenim Fas mutfağının olmayışı oldu. Hatırlarsınız Lübnan gezimizde mutfaktan oldukça bahsetmiştik çünkü hem Akdeniz, hem Arap, hem Fransız mutfağının harmanlanmasıyla oluşturulmuş zengin menülerle karşılaşmıştık. Fas da Lübnan ile benzer bir geçmişe sahip olmasına rağmen yeme içme konusunda epeyce geride kalmış. On gün boyunca ne yedik derseniz, tajin, kuskus ve şiş kebap. Bu 3 yemeğin dışında menülerde bir şey karşımıza çıkmadı.

Tajin, bizdeki güvece çok benzer bir yemek çeşidi. Tavuk, kırmızı et ve köfteden yapılıyor. Genelde çeşitli sebzeler ya da soğanlı olarak karşımıza çıkıyor. Essavira'da sardalyalısını tatmıştık. Onun dışında hep aynı. Üzerlerine zeytin koymaları bir hayli ilgimizi çekti. Çünkü bizim kahvaltıda kullandığımız bir yiyeceğin pişmiş yemek içine koyulması farklı geldi. Tajini hazırlaması da çok kolay. Bunun için özel toprak ya da metal kaplar var. İçine neli yapmak istiyorsanız malzemeleri koyuyorsunuz. Geriye ocağın altını açmak ya da fırına yerleştirmek kalıyor.


Farklı bir yemek görüp sipariş ettiğimizde bir tabak kuru fasulye geliyor önümüze. Faslılar baharat olarak kişnişi çok seviyorlar, hemen hemen her yemekte baskın tat kişniş oluyor. Bizdekini aksine taze olarak kullanılıyor. Fena değil, bizim damak tadımıza uzak bir lezzet değil ama bazen dozu kaçmış yemekler de yemek zorunda kalmadık değil.



Ana yemeğin yanında gelen mezeler arasında zeytin olmazsa olmaz. Fasın Meknes bölgesi başta olmak üzere hemen hemen her yerinde zeytin yetişiyor. Bu yüzden Faslılar çok seviyor zeytini. Kahvaltı dışında tüm öğünlerde zeytin tüketiliyor.





Gelelim kuskusa, bunu da tajin gibi çeşitlendirmişler. Sebzeli kuskus, etli, tavuklu kuskus diye. Menülerde belki on çeşit kuskus var. Bildiğimiz bulgur pilavı. Bir kez yedik, restoranın kadın ahçısı güzel İngilizcesiyle anlata anlata bitirememişti. Şöyle güzel olur, böyle güzel olur. Tajin yemekten sıkılan biz merakla kuskusu beklerken, gelen tabağın kapağı açılınca yüzümüzdeki ifadeyi görmeliydiniz. Gülsüm ile birbirimize bakıp, aaa bulgur pilavı demişiz. Neyse kadına çaktırmadık, bizde de buna benzer bir yemek var. Güzel olmuş elinize sağlık filan. Fakat yine bize hüsran yine pişmanlıklar diz boyu...


Bir diğer yemek ise şiş kebap. Medinelerde çok yaygın şiş kebap yapılıyor. Camın önüne dizilen soslanmış şişler, dükkanın önündeki küçük ızgarada hemen iki dakikada pişi veriyor. Yanında acı sos ya da domates sosu. Ekmek arası yapan da var, tabakta yiyen de. Deniz ürünlerinden şiş yapanlar da mevcut. Şiş kebabın kokusu tüm gezi boyunca o kadar güzel gelmişti ki hijyen sorunları olmasa her gün yiyecektim. Ama son gün dayanamadım Jemaa el Fnaa'da oturdum yedim. 


Coca Cola bizdeki gibi çok yaygın. Pepsi hiç yok. Büyük şişelerde geliyor, hiç kutu kolaya rastlamadık. 330 mililitrelik büyük cam şişelerde. Bu yüzden bir tane sipariş ediyoruz ve aramızda paylaşıyoruz. Bir de mango aramalı Hawai diye bir içecekleri var. O da fena değil.


Bu gezide yeme içme konusunda naneli çay bizim favorimiz oluyor. Türkiye'ye dönünce evde yapmayı deneyeceğim. Siyah çaya yaş nane katarak demleniyor. Naneden hoş bir ferahlık ve mentol tadı geliyor. Bol köpüklü seviyorlar çayı. Bu yüzden bardağa koyarken olabildiğince yukarıdan döküyorlar ki köpük olsun. Ne kadar köpük o kadar güzel çay demek. Bizde köpüklü olsa yanlış anlaşılır diye döküp tekrar koyarlar. Burada tam tersi işte. Böyle zıtlıklarla karşılaşınca geziyor olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Senin benimseyip beyaz dediğine siyah diyenler var ve bir kaç kişi de değil. Koskoca bir ülke ve içinde yaşayanlar. Demek ki benimsenen ne varsa hepsi alışkanlıktan ibaret. Yok olmaz mümkün değil dediğin ne varsa bakış açını değiştirince mümkün olabiliyor. Böyle küçük kazanımlar hayata bakışımı etkiliyor benim.

Aşağıdaki fotoğrafta bol köpüklü koyamadık. Azra izin vermediği için çok yüksekten dökemedik, dökemeyince de köpüksüz oldu. Bir Faslıya ikram etsek bu şekilde, burun kıvırabilir nasıl çay bu köpüksüz diye.


Evet gelelim kahvaltıya. Kahvaltıları da çok zengin değil. Gözlemeyi seviyorlar, bir kaç çeşit poğaça denk geliyor. Yine ilke genelinde yetişen portakal, kahvaltıların vazgeçilmezi. Tatlı çok yeniyor. Zaten çaylar da şekerli, biz özellikle bidun zukka diyerek şekersiz isteklerimizi iletiyoruz. Yoksa şerbet gibi içmek mümkün değil. Yine portakal ve çilek reçeli. Dedim ya bol tatlı bir kahvaltıyla güne başlıyorlar. Bazen tereyağı, bazen üçgen peynir . Bunun dışında sıcak olarak omlet ve krep yapıyorlar. Krep yine medine sokaklarında satılan yiyeceklerden.




Memleketten izler görmek ne güzel, Güral Porselen...



Fas yeme içme konusunda sınıfta kalıyor. Şiş kebabı saymazsak 2 tane özel yemeği var. İkisi de tırt. Hadi tajin görsel olarak kendini kurtarıyor. Özel güveç kabında pişiriliyor ve servis ediliyor. Kuskus ise tam anlamıyla felaket. Şiş kebap zaten her yerde şiş kebap. Farklı bir tadı yok. İçecek olarak da nane çayı. Bunlardan başka farklı bir lezzet yok. Fasın kuzryinden güneyine, doğusu batısı 8 tane büyük şehir gezdik. Saydıklarımdan farklı bir menü görmedim.

Yine de güzeldi. Hijyen sorununu saymaz ise Müslüman bir ülke olduğu için gönül rahatlığı ile yiyebiliyorsunuz. Lübnan'da hristiyan nüfus ile Müslümanlar yarı yarıya olduğu için yemek yerken insan bir tık geri duruyordu.

Fas'ta yeme içme bu şekilde. Çatal kullanımı sadece yabancılara verilen bir sofra gereci. Faslılar elle yemeği daha çok seviyorlar. Bir şeylere ekmek banmaya bayılıyorlar. 

Yeme içmeyle alakalı anlatacak fazla bir mevzu yok aslında. Bu sebeple yazımızı burada noktalıyoruz. Riad ve kasbahlarla ilgili son yazımızı da yazıp, gezi yazılarımıza bir sonraki geziye kadar ara vereceğiz. Afiyet olsun...

0 comments :

Yorum Gönder

Comments