11 Kasım 2015 Çarşamba

Zeytin Gözlü Şehir Meknes




Gezimizin 2. gününde Fas'ın kraliyet şehirlerinden biri olan Meknes'i ziyaret edeceğiz. 17. yüzyılda Molla İsmail döneminde burası başkent imiş, kraliyet sıfatı oradan geliyor. Akşam Kazablanka'dan ayrıldıktan sonra 230 kilometre mesafe tekerlek döndürmemiz gerekecek. Yol üzerindeki Muhammet V moselesini ziyaret ettikten sonra, Rabat ile Sale kentlerini birbirinden ayıran ve Atlas Okyanusu'na dökülen Regreg ırmağını geçip, Meknes'e doğru yola devam ediyoruz. Rabat gezimizi iptal ettiğimiz için bu ırmağın kıyısına kurulmuş Udayas kasbahını es geçiyoruz. Akşam saat 11 gibi Meknes'teyiz. Konaklamayı buradaki bir riadta yapacağız.



Gece yarıma yaklaşırken medinein dar sokaklarında kalacağımız riadı bulmaya çalışıyoruz. Fas'taki medineler labirent gibi ama biraz gezindikten sonra alışıyor insan. Ana caddeleri iyi bilmek ve etrafı iyi gözlemlemek gerekiyor. Kendinize küçük ipuçları bulmalısınız yolunuzu kaybetmemek için. Neyse ki çok dolanmadan riad yanımızda beliriyor. Bismillah deyip kapısını çalıyoruz. İçeride İngilizce bilmeyen bir arkadaş, adı Muhammed bize hoş geldiniz diyor. Fas'ta tanışık olduğumuz insanların özellikle isimlerini sordum. Yaptığım istatistiğe göre isimlerin yaklaşık %40 Muhammed, %30 Hasan, %40 da diğerleri, Ahmed, Mustafa, Ömer gibi dini isimler... Muhammed ve Hasan son kralların isimleri. Şu an ki kral ise 6. Muhammed. Peygamber efendimizin ismi olduğu için koyduklarını iddia etseler de ben kralın daha çok payının olduğunu düşünüyorum.

Gülsüm ve Azra odaya yerleşiyor. Araçla girmek yasak olduğu için (Yasak olmasa da yollar çok dar olduğundan pek mümkün olmayabilir.) eşyaları arabada bırakmıştık. Ben ise Muhammet ile eşyaları almaya ve aracı yakın bir otoparka bırakmaya gidiyorum.


Riadlardaki yataklar genelde sert oluyor, bunu reservasyon yaparken okuduğum yorumlarda da görmüştüm. Kaldığımız tüm riadlarda böyleydi. Biraz yatınca alışıyoruz ve Azra'yı aramıza alıp uykuya dalıyoruz.

Sabah bizi bol şekerli bir kahvaltı bekliyor. Reçeller, meyve suları ve çay. Çayı siz belirtmediğiniz sürece şekerli getiriyorlar. Biz gibi şekersiz içiyorsanız buna alışmanız çok zor olacak. Bu yüzden ilk öğrendiğimiz Arapça kelimelerden birisi bu oldu. Bidun Zukkar, şekersiz demek. Eğer demezseniz şerbetimsi naneli çayı içmek zorunda kalırsınız. Kahvaltıyla ilgili bilgileri daha ayrıntılı bir yazıda yer vereceğim. Şimdilik bu kadar.


Kahvaltının ardından Couchsurfing vasıtası ile tanıştığımız Wadi kaldığımız riada geliyor. Merhabalaşıp, biraz sohbet ediyoruz. İş yerinden Hint isimli arkadaşı da bir süre sonra bize eşlik etmek için yanımıza geliyor. Onlar da buranın yabancılarıymış aslında, 6 ay kadar önce tayin olmuşlar. Aynı hastanede çalışıyorlar. Wade anastesi teknisyeni, Hint ise laborantmış. Hemen kaynaşıyoruz. Azra da çok seviyor bu şirin arkadaşları.

Benim yaptığım planı tasdik ediyorlar ve Meknes gezimize başlıyoruz. Bize bir jest yapıp fayton tutuyorlar turumuz için. Faytoncu bizi önemli duraklarda indiriyor. Biz gezip geri geliyor ve bir sonraki durağa doğru yola devam ediyoruz.


İşte sevecen ve arkadaş canlısı couchsurferlar. 










Kraliyet sarayı yol üzerinde gördüğümüz önemli yapıtlardan bir diğeri.


Tekrar faytonumuza atlayıp, dıgıdık dıgıdık ilerliyoruz. Sıradaki durağımız Sahrij Swani. Molla İsmail zamanında yaptırılan bu göl, sarayın ve şehirdeki camilerin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş. Sonradan hamamlara, evlere, meyve bahçelerine hatta civar köylere bile su temini buradan yapılmış. Göl iki yoldan besleniyor. Biri etrafındaki 10 adet kuyudan, bir diğeri de Atlas dağlarından. Günümüzde ise görsel olarak şehre artı bir özellik katıyor ve yazın serinleme amaçlı kullanılıyormuş.




Fayton ile yaptığımız gezi de son durağımız, Kara yer altı hapishanesi. 20 dirhem verip bir rehber ile gezebiliyorsunuz bu karanlık hapishaneyi. Hapishane Molla İsmail tarafından özellikle Hristiyan mahkumları hapsetmek için yaptırılmış. Hapishanenin mimarı Cara'nın kendisi de Portekiz asıllı bir mahkummuş ve bu hapishaneyi inşa etmesi karşılığında özgürlüğüne kavuşmuş. Hapishane büyük bir hangar gibi, ne bir ışık kaynağı ne de hücreler arasında duvarlar var. Yalnızca soğuk, büyük bir karanlık. Günümüzde UNESCO tarafından koruma altına alınmış, onlar turistlerin gezmesini kolaylaştırmak için tavana ışık ve hava kaynağı olacak delikler açmışlar ancak geçmişte bu delikler de yokmuş. Çoğunu denizlerde yakalanan Hristiyanların oluşturduğu 60.000 mahkum bu soğuk, havasız, zifiri karanlık ortamda gece gündüz zincirlere bağlı şekilde istiflenirmiş. Hatta ayakta dikilir bir şekilde uyurlarmış. Çok tehlikeli suçlularla, politik suçlular ise boyunlarından ve bileklerinden çarmıha gerilmiş gibi duvara zincirlenirmiş. Zindanın derinliklerinde mahkumların sonu hüsranla biten kaçış denemelerinde kullanılan tüneller bugün örülmüş ve tamamen kapatılmış durumda. Zindanın tam üzerinde bir bina var, burada Hristiyan ülkelerden gelen elçiler mahkumlarının iadesi için pazarlıklar yaparken aradıkları esirlerin bastıkları yerin hemen altında olduğundan tamamen bihaberlermiş.



Fayton bizi ilk bindiğimiz yere götürüyor. Faytondan inip kendi arabamıza biniyoruz. Buradan yeni şehre gidip yemek molası vereceğiz. Her öğünde olduğu gibi tajin yedikten sonra Hint arkadaşımız ayrılıyor. Biz Wadi ile medine sokaklarında kaybolacağız.

Mansur kapısının önünde yer alan meydan, El Hedim meydanı. Marrakeş'tekinin minyatürü gibi. Akşamları gösteriler filan oluyormuş. Biz bu zevki Marrakeş'e saklıyoruz. Medine gezintimizden sonra Volubilis antik kenti var daha.

























Medineden sonra programımızda Roma İmparatorluğunun kalma Volubilis antik kenti var. Merkeze yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta. Güneşi burada batıracağız. Ardından Fez'e doğru yola koyulacağız. Hadi bakalım.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments