8 Haziran 2015 Pazartesi

Sayda (Sidon)




Lübnan gezimizdeki yorucu saatlerin ardından bu günü yine bir sahil şehrinde sonlandırıyoruz. Lübnan  dağındaki saraylardan sonra sıfır rakımda hem günün yorgunluğunu atacağız, hem de denizden esen meltem ile serinleyeceğiz. Evet, bu akşam güneşi Sayda'da batacak. Sayda, Beyrut'un güneyinde Hizbullah kontrolündeki 200 bin nüfuslu, Lübnan'ın Beyrut ve Trablus'tan sonra üçüncü büyük şehri. Pek gezilecek görülecek yeri bulunmayan bu şehir, denizin üzerindeki kalesi ile ünlü, bir de kilometrelerce uzayıp giden sahiliyle.



Şehrin girişinden başlayan sahil, kaledeki limana kadar uzanmakta. Kumsalın üst kısmında Beyrut'taki Korniş'e benzer geniş yürüyüş yolu var. Sayda sakinleri gündüz kumsalda, akşam ise bu kaldırımlarda vakit geçirmeyi seviyor. Yol boyu dikili palmiye ağaçları, denizin muhteşem manzarasını seyreden Saydalılara eşlik ediyor.

Aracımızla şehir turu yapıyoruz ve ardından kalenin yanında aracımızı park edip, kaleyi fotoğraflıyoruz. Yemek yiyeceğimiz restoran da hemen kalenin yanında, 200 metre kadar. İşte şehir merkezinden kareler...






800 yıllık Sayda kalesi, tersanenin yanı başında duran bir kale, ada kale aslında. Haçlılar tarafından yapılmış kale, tarihte bu bölgenini önemli bir savunma noktasıymış. Meraklısı bilir, Napolyon'da da, bir zamanlar Julia Sezar'ın yaptığı gibi Mısırı işgal edip, topraklarını genişletme sevdası vardı. Gerçi Sezar'ın ki toprak sevdasının biraz ötesinde Kleopatra sevdasıydı aslında ama. Neyse, şimdi Napolyon'dan bahsedelim ve tarih sayfalarını açıp, içinde Sayda kalesi geçen bir hikaye anlatayım.

Napolyon, 18'inci yüzyılın güçlü Fransız imparatorlarından. Napolyon, Avrupa'ya sığamıyor olsa gerek, gözünü Mısır'a dikmiş biri. O dönemde Mısır Osmanlı egemenliğinde. Güçlü bir donanma ile Fransız ordusu, Mısır'ı alabilmek için Osmanlı ordusunun karşısına çıkıyor. O dönemde Osmanlı ordusu Mısır'da çok güçlü değil, birkaç bin yeniçeri ve düzensiz Arap birlikleri Osmanlı ordusunu oluşturuyor. Savaş başlıyor ve daha uzun menzilli olan ve daha isabetli atış yapabilen Fransız topçuları karşısında adeta hezimete uğruyoruz. Modern bir orduya sahip Fransızlara karşı Osmanlı yeniçerileri çok dayanamıyorlar ve kısa sürede 7 bin askerimiz şehir oluyor. Artık piramitlerin hakimi Napolyon'a geçiyor. Geçmesine geçiyor da çok geçmeden İngilizler Fransız donanmasına saldırıyor, donanmayı imha ediyorlar ve Napolyon'un Fransa ile deniz bağlantısını kopartıyorlar. Donanmasız kalan Fransız imparatoru, en yakın tersane olan Sayda'yı almayı ve burada donanmalarını güçlendirip, Fransa'dan destek almayı düşünüyor. Sayda'ya doğru ilerliyorlar, biraz daha güneyde olan Akka kalesini alıyorlar. Fakat buradan daha fazla kuzeye çıkamıyorlar çünkü yeni kurulan Osmanlı'nın Nizami Cedit ordusu karşılarına çıkıyor. Mısır'a hapsolan Napolyon, Fransa'daki kargaşayı bahane ederek Mısır'daki Fransız ordusunu bırakıp, ülkesine dönüyor. Bir süre sonra da İngilizler Mısır'daki Fransız egemenliğine son veriyor. Ve Mısır'daki İngiliz hakimiyeti böylelikle başlamış oluyor. Hikayede anlattığım gibi Sayda o dönemde de önemli bir liman konumunda.




Restoranın yeşil ve çiçekli bahçesinde düğün çekimlerine rastlıyoruz. Bu kareler bizim gezilerimizde çokça yer verdiğimiz enstantaneler. Gelinle damadın el ele, yüz yüze poz verdikleri, mutluluktan adeta uçtukları vakitler. Bu arada yemek yediğimiz restoran, Lions ve Rotary Club'ın Sayda'daki toplanma yeriymiş. Toplanma yerlerini böyle aleni belirtmeleri garibimize gitmedi değil.



Lübnan'da bir günü daha deviriyoruz. Artık gezimizin son günleri, bu günleri de sahilde vakit geçirerek harcayacağız. Lübnan sahilleriyle ve Lübnan mutfağıyla ilgili son yazılarımızı da tamamlandıktan sonra yazı dizimizi noktalamış olacağız. Bizi takip etmeye devam edin, Allahaısmarladık.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments