5 Haziran 2015 Cuma

Downtown - Beyrut




Beyrut farklı karakterlere sahip 5 görülesi bölgeden oluşuyor. Bunlardan biri Hamra idi, önceki yazımızda bu bölgeden bahsetmiştik. Bir diğer bölge ise şehir merkezinin ve parlamento binasının bulunduğu Downtown. Savaştan en çok yara alan bölgelerin başında geliyor Downtown. Fakat günümüzde yenilenmiş haliyle karşımıza çıkıyor. Bazı noktalarda dönüşüm çalışmaları devam ettiğini görüyoruz ve ara ara eski binaların varlığını korumasından dolayı bu dönüşümün 5-10 yıl daha süreceği kanaatine giriyoruz. Bu haliyle Beyrut, bölgedeki kültürel ve ekonomik gücünü geri almış bir devlet başkenti izlenimini veriyor. Downtown sokaklarında keyifli yürüyüşümüz başlıyor. Türk mimarisinin üzerine, Fransızların etkisini iliklerine kadar işlemiş Arap kültürüyle harmanlanmış mekanların arasında dolaşıyoruz.




Downtown'da tüm yollar Nejmeh meydanına çıkıyor. Bu meydanda büyük bir saat kulesi var, Rolex marka. Etrafında ise camiler, kiliseler, restoranlar, kafeler ile parlamento binası, hükumet ofisleri bulunuyor. Downtown'un tüm giriş, çıkışları yine askerler tarafından kontrol ediliyor. Daha önceki yaşadığımız deneyimden sonra, fotoğraf çekerken biraz tedirgin oluyoruz. Askerleri kadrajımıza almamaya dikkat ediyoruz. Yoksa sildiriyorlar.




Lübnan'ın başkent Beyrut'ta bulunan parlamento binası tam saat kulesinin karşısında.


Hristiyan camiasının bölük pörçük olmuş kilise yapılanması Beyrut'ta daha doğrusu Lübnan'da da aynı durumda. Mezhepler arası kopukluklar nedeniyle aşırı ayrılıklar yaşanmış ve beraber ibadet etmediklerinden dolayı her mezhebin ibadethanesi ayrı inşa edilmiş. Örneğin Yunan Ortadoks kilisesi, aşağıdaki fotoğrafta gördüğümüz kilise, hemen yanında Yunan Katolik Kilisesi yer alıyor. Tüm dinlerin iç içe yaşadığı bu kentte kilisenin yanında cami görmek çok sıradan bir durum. St. George Yunan Ortadoks Kilisesi'nin arkasında mavi kubbesiyle Beyrut'un simgesi haline gelmiş El Emin Cami bulunuyor.


Biraz da El Emin Cami'den bahsedelim. El Emin Cami'yi gördükten sonra mimari yapı olarak tanıdık geldi mi size? Evet evet Sultan Ahmet Cami dediğinizi duyar gibiyim. Aynen tıpkısının aynısı bir cami yapmışlar buraya. Bu benzerliği ben uydurmuyorum. Caminin içinde gönüllü çalışan rehberden edindiğim bilgileri aktarıyorum. Ecnebiler Sultan Ahmet Cami'ye Blue Mosque diyorlar mavi çinilerinden dolayı. Sultan Ahmet'in bu özelliği de El Emin Cami'de kubbesine uygulamış. Bu yüzden mavi kubbelere sahip. Bu caminin bir diğer özelliği de Downtown'da hala gizemini koruyan bir cinayete uğrayıp, öldürülen önceki başbakan Rafik Hariri tarafından yaptırılmış olması. 2002 yılında temeli atılmış ve tam 5 yıl sürmüş, Caminin yan tarafında Rafik Hariri'nin naaşı yatıyor. Restarasyon olduğu için bu alana giremiyoruz.



Caminin içi de oldukça ihtişamlı. Avizeler Fransa'dan getirtilmiş. Rafik Hariri devletin ve Müslümanların gücünü göstermek istemiş olsa gerek baya masraf yapmış bu camiye.


Rafik Hariri'nini mezarının bulunduğu alan, tadilat görüyor aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi. Karşıda yazının üst kısmında bahsettiğim Yunan Kiliseleri, Onların önündeki küçük yapı da Nouriyeh Virgin Şapeli. Sağdaki küçük kubbeleri olan cami Amir Asaf Cami ve karşısında Memluklüler döneminde kiliseden camiye dönüştürülmüş El Ömer Cami bulunuyor. İşte Downtown'tan geniş bir perspektif...


El Emin Cami'nin yanı başındaki St. George Maronite Katedrali. Katedral, kilise, bazalika ve şapel kavramlarından bahsedelim laf açılmışken. Bizim ülkemizde Hristiyan cemaat çok az olduğu için Avrupa'ya gidenler ya da orada yaşayanlar bilirler muhtemelen bu kavramların farklarını. Kilise Hristiyan cemaatinin ibadethaneleri için kullanılan en temel sözcük aslında. Bizdeki cami gibi kullanılıyor. Kiliselerin iç kısmı genelde haç şeklinde oluyor, uzun ince bir koridor, bu koridorun yanlarında sağlı sollu 2 tane şapel ve önde papazın dua yaptığı kısım. Bu yapı, haç şekli olarak gözünüzde canlanmıştır umarım. Şapel dua yapılan yere verilen isim, kilise içinde de olabiliyor, bizdeki mescit gibi ayrı da olabiliyor. Bazilikanın kiliseden farkı mimari yönden aslında. Haç düzeni bulunmuyor bazilikalarda. Katedral ise o kentte en büyük kilise olmuş oluyor. Baş psikoposun ayin düzenlediği kiliseler katedral oluyor. Genelde de en görkemli kilise katedral yapılıyor.

Bir akşam önünden geçerken yakaladığımız St. George Maronite Katedralinde düzenlenen bir düğün merasimi...


Downtown'daki bir başka cami, Emir Monzer Cami. Bu caminin imamı Abdülaziz ile tanıştık, hoş beş ettik. Kendisi bir Türk hayranı çıktı. "Keşke Osmanlı gibi güçlü bir Müslüman ülke olsa da coğrafyadaki çatışmalar ve iç savaşlar durulsa, insanlar refaha erse." diyor. Biz de inşallah deyip içten duasına ortak oluyoruz. Bu caminin hemen arkasındaki cadde, Weygang caddesi ve karşısında Beyrut çarşısı bulunuyor. Beyrut'un en lüks yeri burası, en seçkin markaların mağazaları da bu çarşıda. 



Martin meydanı konser hazırlıkları yapılırken takılıyor objektifimize. 



Mar Monsur Kilisesi'de Downtown sokaklarında önünden geçtiğimiz görülesi mekanlardan bir diğeri.

Beyrut için kullanılan Ortadoğu'nun Paris'i tabiri Fransızlardan geliyor. Arapçadan sonraki dil Fransızca bu yüzden. Bonjour diye selamlaşan insanlara rastlamak çok nadir değil. Fransız eli şehre yakından dokunmuş ve sömürgeci Fransızlar yaşam tarzını, kültürlerini, mimarilerini bırakıp ayrılmışlar bu kentten. Bu durumu Downtown'da gezerken daha çok görüyorsunuz.

Bu yazımıza son noktayı koyma vakti geldi. Şimdi Beyrut Panoramik şehir turu ile kalan bölgeleri de turlayacağız. Ermeni Mahallesi olan Bourj Hammoud'a gideceğiz. Hareketli gece hayatıyla nam yapmış, Gammeyzeh'te gezinip, Vedat Minör'ün önerdiği bir restorana gireceğiz. Diğer bölgelerinde de hızlıca turladığımızda, Beyrut'un altını üsütne getirmiş olacağız. Panoramik şehir turu için bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments