25 Ekim 2014 Cumartesi

Abant




Bu turumuzun öncelikli amacı içimizi huzurla ısıtmak demiştik. Tabiatın renk değiştirdiği bu mevsimde, sakin bir yerin huzurlu olacağı düşüncesiyle, uzun zamandır hadi gidelim deyip, vazgeçtiğimiz Abant ve civarına gidiyoruz. Aralıksız yağan yağmurun sesi eşliğinde geçen yolculuğumuz sonrası, takribi 3-4 saat içinde ulaşıyoruz Abant'a. Meraklısına bu yöredeki konaklamalarla ilgili  kısaca bilgi vereyim. Düzceden Bolu'ya giderken Abant levhasından sağa kıvrılan 22 kilometrelik yol, sizi Abant Milli Parkı'na ulaştırıyor. Bu yol üzerinde sağlı sollu bir çok konaklama imkanı mevcut. Milli Park'ta ise 3 tane büyük otel bulunuyor.

Otelleri sadece yatmak için kullandığımız için otellerden çok bir beklentimiz olmuyor. Bizim açımızdan otel, sadece konaklama yeri. Temizlik ve soğuk havalarda ısınma bizim için yeterli kıstas diyebiliriz. Bu hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurarak odun ateşiyle ısınan, şömineli bir odası olan bir pansiyon seçiyoruz. Yer olarak Abant yolunun 10. kilometresinde solda kalıyor, küçük bir aile işletmesi. Tripadviser yorumları bizi bu noktada şaşırtmıyor. Her yönden memnun kalıyoruz. Oldukça temiz, kahvaltısı 10 numara, 5 saat boyunca yanacak odun veriyorlar ve isterseniz şömineyi yakıyorlar. Bizim kaldığımız oda, şırıl şırıl akan dere ve ormana bakıyor. Siz de gitmek isterseniz ve tercihleriniz bizimkilerle örtüşüyorsa Abant Dere Pansiyon'u tercih edebilirsiniz.

Odamıza yerleşip, biraz soluklandıktan sonra Abant Milli Parkı'na doğru yola çıkıyoruz. Bu arada yol asfalt. Vadinin ortasında ilerlediği için yokuş da değil. Az biraz virajlı. Ama bu yönlerden Yedigöller ile kıyaslanamaz. Bir sonraki yazımızda anlatacağız orasını. Yedigöller olmaza çekilecek yol değil.

Abant Bolu iline bağlı, içinde125 hektarlık yüz ölçümüne sahip bir göl barındıran bir milli park. Milli parka ücretli giriyorsunuz. Girişte sol tarafta beş altı dükkandan oluşan küçük bir köy pazarı var. Uğrayabilirsiniz. Ama burada satılan ürünlerin çok daha fazlasını Bolu yolu üzerindeki Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezi olan Highway alışveriş merkezinde daha uygun fiyata bulabilirsiniz. Yine de ne var ne yok görmenizi tavsiye ederiz.

Gölün çevresi 8 kilometre. Eğer yürürüm derseniz yürüyüş parkurları mevcut. Yavaş yavaş yürürseniz saatte 4-5 kilometre hızda yaklaşık 2 saati bulabilir. Fotoğraf çekmeyi de abartırsanız daha da uzar bu süre. Yok ben yürüyemem derseniz arabanız ile de gölün çevresini dolaşmak mümkün. Ayrıca çift beygirli faytonlar da buranın simgesi olmuş. Gölün tamamını veya bir kısmını bu şekilde turlayabilirsiniz. At sürmek isterseniz, bu imkan da yok değil.



Şunu belirteyim, çok derli toplu bir park. Piknik yapmak isterseniz, özel piknik alanlarındaki mangallardan istifade edebilirsiniz. Her noktanın kendine özgü güzellikte manzarası var. Yağışlı havalarda ıslanmamak için kapalı çardaklar düşünülmüş. Yağışlı havalarda bile eğlenceli vakit geçirebilirsiniz burada.


Yağmur aralıklı yağışını sürdürdüğü için biz aracımızla turlamayı tercih ediyoruz. Gözümüze hoş gözüken yerlerde araçtan inip, fotoğraf molası veriyoruz. Gölü yukarıdan gören hakim bir tepeye çıkılabiliyor. Sisten bir şey göremediğimiz için manzarayı tarif edemiyoruz. Eminim kayda değer güzelliktedir. Bu şekilde 2 kez turluyoruz gölü. Yağan yağmur ve sis kadrajımızı güzelleştiren çevresel etmenler. Tabiat kışa hazırlanmakta, ağaçlar tüm yılın yorgunluğu ile yapraklarını döküyor. Hafif esen rüzgarın uğultusuna gökyüzü ağlıyor. Güneş gitmek istemiyor, zaman zaman bulutların arasında gösteriyor kendini. Bir banka oturup, Yaradan'ın eserinin izlemenin tadına varıyoruz. Ne bir ressamın fırçasıyla hayalini yansıttığı yer burası, ne de bir rüya... Burası 3 boyutlu gerçek dünya. Her köşesi ayrı güzellikte. Buradaki güzellikleri gördükten sonra, sonbaharda gezilecek yerlerin başında Abant geliyor diyebiliriz. Sonbaharda huzurun adresi...


Yürüyüş parkurunun bir kısmı köprüler üzerinde geçiyor. Belli noktalara iskeleler kurulmuş. Buralarda göl yüzeyindeki nilüferle dertleşip, sonbaharın hüznünü paylaşabilirsiniz. İnanın onlar kış gelecek diye endişeliler. Çünkü kışın yağan kar, her yanı beyaza bürüyor. Güzel de kayboluyor, çirkin de. Sanıyoruz ki her yer böyle bembeyaz, pak. Oysa çirkinliklerin geçici olarak üzeri örtülmüş, güzelliklere haksızlık yapılmış. Çünkü dünya zıtlık üzerine yaratıldığından dolayı, çirkin olmadan güzelin kıymeti olmaz. Tuzlunun tadını bilmiyor olsak tatlıya tatlı der miyiz? Uzunu görmez ise kısayı ne biliriz. Neyse ki ilkbahar imdada yetişiyor. Güzellikleri yeşerterek daha da güzel yapıyor. Nilüferlerle dertleşin.




Gölün çevresinde tam tur atan bir fayton...
Fayton dediğin iki beygir ve bir araba...
Araba üzerinde biri şoför, toplam beş insan...
Atlar dört nala, insanlar oturmakta...

Fotoğraftan anlayanlar bilirler pan tekniğini. Hareketli nesneleri sabitleyip, arka planı hareketli çekme tekniği. Eh işte idare eder dediğim bir pan tekniği ile çekilmiş bir fayton karesi.


Abant Milli Parkı'nda 3 tane otel var demiştik. İşte bunlardan biri, Büyük Abant Oteli.


Yol kenarlarına dökülen yapraklar üzerinde yapacağınız gezinti, Abant'ta yapılacak en güzel aktivitelerden birisi. Diğeri neydi? Banka oturup eşsiz güzellikleri seyre dalmaktı. Bu gezinti boyunca, yaprakları ayağınızla hafif havalandırıp, tekrar dökülmelerine şahitlik edebilirsiniz. Hatta dökülen yapraklardan toplayıp, içine huzur saklayıp sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.


Fotoğraflar her şeyi anlatıyor zannımca. Fazla söze hacet yok. Kısaca diyorum ki buradaki huzur içimizi ısıtıyor...  Hava kararıncaya dek vakit geçiriyoruz. Yol üzerindeki sucuk ekmekçilerde midemizi sevindirip, odamıza çekiliyoruz. Yarın ki programımızda Yedigöller var. Şimdilik bu kadar, yarın görüşmek üzere. Huzuru bırakmayın, huzurlu kalın.








0 comments :

Yorum Gönder

Comments