2 Ağustos 2014 Cumartesi

Mardin




Yeni bir gezi yazımızla karşınızdayız. Bu kez sizi taşların saltanat kurduğu, güneşin şehrine, Mardin'e götüreceğiz. Bu gezimiz Mardin ile sınırlı kalmayacaktı, Adana ve Mersinden başlayıp tüm Güneydoğu Anadolu'yu içine alan, içinde güneydoğunun eşsiz tatlarını içeren, gelenek göreneklerine dokunup yaşam tarzlarını tanıma fırsatı bulacağımız en az 10 günlük bir turlama olacaktı. Fakat, karşılaştığımız bir gelişme ile sadece 1 günlük bir tur olabildi. O da tekil olarak gerçekleşti. Bu gelişmeyi de vakti geldiğinde siz değerleri takipçilerimizle paylaşacağız.

1 günlük Mardin turumu olur demeyin. Bu turun asıl amacı mürüvvetini gördüğümüz Aziz kardeşimizin düğününe iştirak etmek. Öncelikle bunu belirteyim. Düğün akşam olduğu için ilk olarak gündüz yaptığımız Mardin turundan bahsedeyim.

Sabah saatlerinde ulaştığımız Mardin'de yalnız değiliz. Manisa prensi Mustafa, Aziz kardeşimin kadim dostu Mehmet ile sabah konaklama yapacağımız öğretmen evinde buluşuyoruz. Türk sanat müziği cemiyetinden Fatih ile Isparta'nın gülü Ali Sedat kardeşlerimiz akşam üstü teşrif edecekleri için onlarla eski Mardin sokaklarında turlama imkanımız olmayacak.

Öncelikle hava durumundan bahsedeyim. Hava cehennem gibi tabiri caizse. Bu yöreleri ziyaret edecekler için tavsiyem bahar aylarında gelmeleri. Çünkü yaz mevsiminde gelirseniz kavurucu çöl sıcaklığı yüzünden buharlaşabilirsiniz. Biz turumuzu yarım saatlik limonata molaları ile tamamlayabildik. Neyse turumuza dönelim. Öğretmen evine bavulumuzu koyduktan sonra vakit öğle oluyor. Ve öğle yemeği için tavsiye üzerine yeni açılmış bir restorana gidiyoruz. Burada biraz serinleyip, Mardin yemeklerinden örnekler barındıran 'Mardin Tabağı' sipariş ediyoruz. Yemek ile ayrıntıları sonraki yazımda yer vereceğim için geçiyorum.

Günümüzde Mardin, iki yerleşkeden oluşuyor. Birincisi şehrin tarihi dokusunu yansıttığı eski Mardin, diğeri ise yeni yapılaşmanın bulunduğu yeni şehir. Bu iki bölge arası otobüs ile sadece 5-10 dakika sürüyor. Otobüsler ise dakikada bir geçiyor. Mavi renkli otobüse atlayıp, uzaktaki tepeden bize gel diyen eski Mardin'e yaklaşıyoruz. Eski Mardin'i gezmeye Cumhuriyet meydanından başlamak en doğru olacak, 1. cadde ya da ana cadde olarak adlandırılan caddenin başından. Göreceğiniz yerler bu cadde boyunda sağlı sollu yürüme mesafesinde bulunuyor.

Hediyelik alacaksanız Süryani'lerin uğraştığı telkariler tam isabet. Adeta dantel gibi işlenen, çeşit çeşit gümüş takıların satıldığı dükkanları bu cadde boyunca sürekli karşımıza çıkıyor. Biraz da serinleme bahanesiyle ara sıra sokuluyoruz bu gümüşçü dükkanlarına.



Mardin kozmopolit bir şehit. Biz yabancı gibiyiz. İstanbul'da bindiğimiz uçakta anladığımız bu farkı, hava limanından şehre gelmek için bindiğim dolmuş ispatlıyor. Şoför ile bir ben Türkçe konuşuyorum. Yardımsever şoför de ben ne sorsam yerel şivesi ile cevap veriyor. Gezi boyunca Süryanilerin kendi aralarında Süryanice, Arapların Arapça ve Kürtlerin Kürtçe konuşmalarına tanık oluyoruz.

Eski Mardin'i ana caddeyi referans alarak turlamaya devam ediyoruz. Mardin'in bazı noktaları dar sokaklarıyla araç geçişine izin vermiyor. Buralarda taşımacılık ve çöp toplama işleri eşekler ile sağlanıyor. Bunlardan en ilgincini paylaşıyorum. Karemiz alnına, dizine ve ayaklarına kına yakılmış yakışıklı bir eşek ve üzerindeki bir vatandaştan ibaret. Motosiklet yerine eşek tercih ederek gelenekçi bir çizgide duran vatandaş, elindeki cep telefonu ile çağın getirdiği yenilikleri takip etme gayretinde. Bu pozu ile bizden 10 puan almayı başarıyor.


Mardin için hazırlıklı gelmediyseniz ana caddedeki turizm bürosundan broşür ve harita temin etmeniz mümkün. Burada çalışanlardan işe yarar bilgiler alabilirsiniz. Vaktiniz bizim gibi kısıtlıysa önemli noktaları işaretleyebilir, rotanızı buna göre ayarlayabilirsiniz.

Mardin'de uğradığımız tüm noktaları ayrıntıları ile anlatmayacağım. Zaten her yerde benzer bilgiler var. Dikkatimi çeken noktaları, anı kalması ve tecrübe aktarmak için paylaşıyorum. Şimdiki durağımız Mardin Müzesi. Biz gittiğimizde Müze, kapılarına kilit vurulmuş, tadilat nedeniyle kapalıyız levhası ile karşılıyor bizi.


Müzenin merdivenlerini çıkarken çevremizdeki dükkanların tabelalarından bahsedeyim. Aşağıdaki sadece bir kare. Tüm eski Mardin bu ve benzeri dükkan tabelası uygulaması ile tarihi dokuyu korumaya çalışıyor. Bu durumla Amasya'da da karşılaşmıştık, Mardin haklına takdirlerimizi gönderiyoruz.


Müze girişine, Mardin'deki eski Roma dönemine ait bir figür, çocuklara merak uyandırması için konulmuş. Çocuktan çok çocuk olan, çocukluğunu yaşayamamış, bunun çocuklar için yapıldığını kavrayamamış ya da bıyıkları olan bir çocuk objektiflere poz veriyor. Seni internet fenomeni yapacağım deyince heyecanlanan vatandaş gözlüklü mü gözlüksüz mü durayım diye soruyor. İşte bıyıklı melek.


Müzenin kenarında bulunan eğitim merkezi çocukların el becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Biz de bu çocuklara az da olsa katkımız olsun diye eski dönemlere ait sikkelerden basıyoruz.




Ana caddeye paralel camiler taşların saltanat kurduğu Mardin'i anlatıyor bize. Kiliseler ise belki cemaat yoksulluğundan belki de başka nedenlerle kapalı. Camilerin içindeki mihrap ve minber de caminin dışı gibi aynı taştan inşa edilmiş. Bu taşların Midyat'tan geldiğini öğreniyoruz. Bu arada Mardin'in ilçeleri de merkezi kadar görülmesi gereken yerler. Vakit darlığı nedeniyle biz gidemiyoruz. Ama muhakkak saha kapsamlı bir tur ile tekrar geleceğiz buralara.












Mardin'i turlamanız için size çok önemli bir ipucu vereceğim. Biz bunu gezimizin sonlarına doğru fark ettiğimiz için ah keşke diyoruz. Aşağıdaki karede apaçık yatıyor aslında. Heyecan dolu gençler bir kaç dilde ezberledikleri bilgileri gelen ziyaretçilere aktarıyorlar. İsterseniz sizlere Mardin turunuzda yol gösterip eşlik ediyorlar. Biz bunu Ulu Cami'de gördük. Muhtemelen bu yörelerde böyle bir uygulama oluyor. Bu sebepten geziye en gözde mekandan başlamakta fayda var.


Anadolu'da efsanelere konu olan Şah meran figürleri Mardin'de sıkça karşımıza çıkıyor. Şah meran, yılanların şahı anlamına geliyor Farsça'da. Şah meran efsanesini wiki alıntısıyla aktarayım:

Binlerce yıl önce yedi katlı yeraltında Tarsus'ta yaşayan yılanlar vardı. Meran adı verilen bu yılanlar, gerçekten akıllı ve şefkatli idi. Onlar barış içinde yaşarlardı. Meranların kraliçesine Şahmeran denirdi. O genç ve güzel bir kadındı. Efsaneye göre, Sahmeranı gören ilk insan Cemşab oldu. O, geçimi için odun satan fakir bir ailenin oğluydu. Bir gün Cemşab ve arkadaşları bal dolu bir mağara keşfederler. Balı çıkarmak için Cemşab'ı aşağıya indiren arkadaşları, paylarına daha çok bal düşmesi için onu orada bırakıp kaçarlar. Cemşab mağarada bir delik görür ve buradan ışık sızdığını farkeder. Cebindeki bıçak ile deliği büyütünce, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girer. Bu bahçede eşi benzeri olmayan çiçekler ve bir havuz ile pek çok yılan görür. Havuzun başındaki tahtta süt beyaz vücutlu bir yılan oturmaktadır. Şahmeran'ın güvenini kazanan Cemşab uzun yıllar bu bahçede yaşar. Yıllar sonra, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için yalvarır. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini ister. Şahmeran'a söz verip ailesine kavuşan Cemşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran'ın yerini kimseye söylememiş. Bir gün ülkenin padişahı hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmeran'ın etini yemek olduğunu söylemiş ve her yere haber salınmış. Cemşab kuyunun yerini gösterince Şahmeran bulunup dışarı çıkarılmış. Şahmeran Cemşab'a; "Beni toprak çanakta kaynatıp suyumu Vezire içir, etimi de Padişaha yedir" demiş. Böylece Vezir ölmüş Padişah da iyileşip Cemşab'ı veziri yapmış. Efsaneye göre Şahmeran'ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri bilmemektedirler. Tarsus'un, Şahmeran'ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilir.


Cami ziyaretlerinin arasına çarşı gezilerimizi de ekliyoruz. Dar sokaklar arasında kurulan çarşılarda bakırdan, sabuna, kahveden kıyafete kadar türlü ürünler satılıyor.






Sütle karıştırılarak yapılan doyumsuz lezzet, menengiç kahvesi Mardin'e özgü bir kahve. Biz çok seviyoruz. Menengice, yabani fıstık, Antep fıstığı diyebiliriz. Bazı yörelerde çitlembik diyorlar. Menengiç, Mardin ve etrafından yetişen bir yemiş. Kahvenin üretimi ise fabrikası olmadığından Mardin'de yapılmıyor. Mardin menengeci Antep'te yaptığı yolculuktan sonra paketlenerek Mardin esnafının raflarını dolduruyor.


Mardin'e has olan karpuz çekirdeği de yine lokal bir lezzet. Diğer karpuz çekirdeklerinden farkı, bu karpuz çekirdeklerinin çıkartıldığı karpuzlar tatsız oluyormuş, sadece çekirdekleri için üretiliyormuş. Çekirdekler ise diğer benzerlerinin aksine tuzlu suda haşlanarak hazırlanıyor bu çerez. Aynı ay çiçeği gibi içi çıkartılarak yeniyor.


Mardin'deki turumuzu yürüme mesafesinde gidemediğimiz noktalara taksi ile giderek devam ettiriyoruz. İlk durağımız geceleri gerdanlık görüntüsü sergileyen Mardin Kalesi siluetli manzarayı görebileceğimiz, Büyük Mardin Oteli bahçesi. Buradan yakından ziyaret ettiğimiz eski Mardin karşımıza alıyoruz. Buraya akşam gelindiğinde ışıl ışıl yapıları karşısında çayınızı yudumlayabilirsiniz. Çay deyince Mardin çaydan anlamıyor diyebilirim. Bizim kaçak çay dediğimiz çayı kaynatıyorlar, demleme süresini geçen çay acılaşıyor. Acı çayı içemedikleri için şeker takviye yapıyorlar. Ne çaya benziyor, ne de başka bir şeye. Sevmedim.








Bulunduğumuz noktayı referans aldığımızda Mardin Kalesi'nin tam aksi istikametinde uçsuz bucaksız Mezopotamya ovası gökyüzü ile düz bir ufuk çizgisi oluşturuyor. Aslında bu ufuk çizgisi Suriye sınırı. Çünkü 20-30 kilometre ilerisi Suriye.


Son olarak sizlere organik yiyeceklerin nereden çıktığını anlatıp bu yazımı neticelendireceğim. Aşağıdaki karedeki manastır Mezopotamya tarafında bulunan bir manastır, Mor Mihael Manastırı. Çevresindeki yeşillik ve yapılaşmadan uzak yere inşa edilmesi ilk bakışta dikkatinizi çekmiştir. Evet manastırlar şehirlere uzak noktalara inşa ediliyordu. Şehirlerden uzak olduğu için manastırlardaki yeme ihtiyacı buralarda yetiştirilen meyve ve sebzeler ile karşılanıyordu. Doğal yöntemler ile yetişen bu sebze ve meyveler işte gerçek organik yiyeceklerdir. Yollardan ve şehirlerden uzak olduğu için hava kirliliğinden de minimum seviyede etkilenmekte yetiştirilen ürünler. Bu manastıra daha yakından bakmak istedik ve anlattığım manzarayı yerinde görmüş olduk. Tüm ürünlerin organik yetiştirildiğini gördük. Ayrıca küçük baş ve kümes hayvanları da geniş alanlarda doğal besleniyor.




Bu gezimizde Mardin bu kadar. Hemen hemen tüm görülebilecek noktaları ziyaret ettik. Gerçekten insanı büyüleyen bir yapısı var. Her köşesi tarih kokuyor. Anadolu'yu Mezopotamya'ya bağlayan Mardin sokaklarından bir defa daha gelmek üzere ayrılıyoruz. Sonraki yazımızda Mardin yemeklerinden bahsedeceğim. Görüşmek üzere... 

1 comments :

Adsız dedi ki...

Enişte valla bi bırak şu madini ama sondan8. fotoğrafta king çıkmışın haaaaaaaaaaaaaaaaâaaaaaaâââââaaaaaââââaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaassşsssssaaaaaaaaaaaaanaaaaaaaaaaaaâaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaâ

Yorum Gönder

Comments