8 Mart 2014 Cumartesi

Ulucanlar Cezaevi




Ne canlar gitti Ulucanlar'da, ne bedenler eskidi bu soğuk mapusta. Ankara'da görülmesi gereken yerlerden biri de Ulucanlar Cezaevi. Soğuk koğuşlarında Bülent Ecevit’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na, Osman Bölükbaşı'na, Necip Fazıl Kısakürek’den, Nazım Hikmet'e, Deniz Geçmişlere, Yılmaz Güney'e kadar Türk siyasi ve edebi hayatın önemli isimlerine kapılarını açan bir cezaevi. Toplumun her kesiminden sağcısından solcusuna düşündükleri ve söyledikleri için ceza alan edebiyatçılar, siyasiler 81 yıllık bir geçmişe sahip bu cezaevinde belli bir süre misafir kalmışlar. Bazıları ise son nefeslerini vermişler dar ağacına asılarak. Cumhuriyet döneminin bu acı yüzünü yaşayan cezaevi 2011 yılında kapatılıp, aslı korunarak gezenin içini ürperten bir müzeye dönüştürülmüş. 2 saatinizi ayırıp bu müzeyi ayrıntılı gezmenizi ısrarla tavsiye ediyorum. Cezaevinin her köşesinde dar zindanlarda geçen çileli yılların acısını göreceksiniz.

...
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, 
Kırmızı tuğlalar altı köşeli. 
Bu yol da tutuktur hapse düşeli... 
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak. 
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 
...


Cezaevinin tüm bölümlerini oklar sayesinde belirlenen bir güzergah dahilinde gezebiliyorsunuz. Hilton diye anılan 9. ve 10. koğuş ilk durağımız. Bu koğuş 2 kattan oluşuyor ve 2. kattaki odaları Ankara manzaralı. Bu yüzden ismi de Hilton Otel'den alınmış. Hilton’da daha çok edebi anlamda hepimizce bilinen isimler, şairler, gazeteciler ve yazarların kaldığı biliniyor. Necip Fazıl Kısakürek, Osman Bölükbaşı ve Bülent Ecevit Hilton’da kalan isimlerden bir kaçı.



Ünlüler koğuşu olan Hilton koğuşunun hemen yanından, ilk yıllarında müteferrika olarak isimlendirilmiş, Arapça'da ayrılmış bölge anlamına gelen yan yana tek kişilik hücreleri görüyorsunuz. Koridorun giriş kısmındaki yazılarda; henüz mahkumiyet kararı kesinleşmemiş tutuklular ile, cezaevinde disiplin suçu işleyen veya dışarıda işlediği suç nedeni ile diğer mahkumlardan ayrılması gerektiği düşünülen kişilerin bu tek kişilik hücrelerde tutulduğunu öğreniyoruz. Hücrelerden gelen mahkum sesleri ile loş ışıklı dar koridordan yürürken ürpereceksiniz. Demir kapıları ve kapkaranlık tek kişilik hücrelerin içinde mahkumların halini gördüğünüzde ürpertiniz artacak...







Cezaevindeki bazı koşullar insanlığın dibe vuruluşunu sergiliyor. Mutfak ile tuvaletler ve lavabolar yan yana aynı oda içerisinde. 





Eski Türk filmlerini anımsatan koğuşlar kullanılan tüm eşyalarıyla ve ranzalarla aslına uygun düzenlenmiş.




Tavan ve duvarlardaki rutubetin kalıntıları örtülmemiş. Müzenin en önemli özelliği bu bence. Gerçeği olduğu gibi sergiliyor. Duvarlardaki baş izleri bile boyanmamış, ranzaların üzerilerinde boylu boyunca siyah karartılar duruyor. Ayrıca mahkumların duvarlara yazdıkları yazılar. Yazımın başında belirtmiştim. Gerçekler ayrıntılarda gizli ve müze cezaevinin bu halini bozmamış. Örneğin aşağıdaki duvar yazısında basit bir hesap yapılmış. Giriş ne zaman yapılmış, çıkış ne zaman yapılacak, ne kadar kalmış?



Cezaevi tasarlanırken bölgenin tarla olması ve bu tarlalarda mahkumların çalıştırılarak rehabilite yapılması düşünülmüş. Fakat 81 yıl içerisinde bu düşünce hiç uygulanmamış ve rehabilitasyon kelimesi unutulmuş. Mahkumlar için tek eğlence aşağıdaki gösteri salonu. 


Cezaevinin avlularında dolaşırken Feride Çiçekoğlu'nun Ulucanlar cezaevinde çektiği filmi izliyor gibi oluyorsunuz. Meraklılar için fragmanını aşağıda veriyorum.




Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tanınmış şahsiyetlerin ideolojileri karşıt, zamanları ve süreleri farklı olsa da ortak özelliği, Ulucanlar Cezaevi'nde kalmış olmalar. Bir diğer koğuşta ise bu kişilere ait bilgi, belge, fotoğraf ve eşyalar sergileniyor.


Merhum Necip Fazıl Kısakürek'in dönemin başbakanı Süleyman Demirel'e hitaben yazdığı şiiri de sergilenen eşyalar arasında.

SÜLEYMANNAME
Sen gül diyarının yapma gülüsün! 
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün! 
Yoktur izlediğin bir dava yolu; 
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün! 
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden, 
...
Kuzum, senin neren Anadolludur? 
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün! 
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan, 
Sen o belaların son püskülüsün!

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına ait kişisel eşyalar, yazdıkları mektuplar ve idam edilirken üzerindeki kıyafetleri cam muhafaza altında görücüye çıkmış. Yine Deniz Gezmiş'in idama götürülürken boynundaki yaftayı da aynı yerde görebilirsiniz.



Bir panoda cezaevindeki mahkumların maktuplarına yer verilmiş. İşte bir baba ile oğlunun mektuplaşması...


Disiplin cezası alan mahkumların kaldıkları küçük, karanlık ve nemli odalar, zindanlar... İçeri girip göz atıyoruz fakat gördüğümüz manzara karşısında 1 dakika bile durmak güç geliyor. Öyle ki günlerce bu karanlık dar odalarda çürüyen bedenlere nasıl güç gelmesin?



Mahkumlar aileleriyle görüşmüyor değiller. Görüşüyorlar elbet (!) Parmaklıklar ardında sayılı dakikalar içinde, annesinin, yarinin, çocuklarının elini tutamadan, onlara sarılamadan. İşte kapalı görüş kabinleri.



Kavak ağacının yanındaki tam 18 infaz için kurulan dar ağacı. Anayasadan idamın kalkmasıyla dar ağacı da parmaklıklar ardına mahkum edilmiş.




Ulucanlar Cezaevi şimdilerdeki müze haliyle anlatmaya çalıştım. Biz sadece gördüğümüzü anlatmaya çalıştık. Orada yaşayanlar, bir kısmı idam edilmiş, bir kısmı vefat etmiş ama hayatta olanlar da var. Onların ve yakınlarının anlatmasına kulak vermek gerekir. Acı tarihe tanık olanların ağzından dinlemek gerekir Ulucanlar Cezaevi'ni. Müzenin web sitesinde yer alan belgesel ile yazıma son noktayı koyuyorum. Unutmayın ki! Ankara'ya yolunuz düşerse görülecek yerlerin başında Ulucanlar Cezaevi geliyor.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments