12 Mart 2014 Çarşamba

Ankara Son Gün




Ankara'daki son turlamalarımızı yapıyoruz. Artık doyduk bu şehrin taşına toprağına. Gitmediğimiz görmediğimiz Roma Hamamı dışında yer kalmadı. Şimdi Etnografya Müzesi'ndeyiz. Bu müze, ilk okul yıllarından ezberimizde kalan Atatürk'ün naaşının Anıtkabir'den önce muhafaza edildiği yer. Diğer illerdeki etnografya müzelerinde olduğu gibi Türk yaşayış tarzından sofra düzenlerine, savaşlarda kullanılan silahlardan, ilgilendikleri sanatlara kadar Türk'e ait ne varsa sergileniyor bu müzede. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait bir çok eser sergilenerek gelen ziyaretçilere geçmişe bir yolculuk yapmalarını sağlıyor.



Günümüzde devam eden adetlerimiz geçmişle pek de farklı değil. Bunu aşağıda kurulan sünnet yatağından anlayabiliyoruz. Acı çekmiş ama erkek olmanın heyecanını taşıyan sünnet çocuğu dinlenmeyi hak etmiyor mu? Cesaret abidesi olan bu çocuğumuz kendini tebrik etmeye gelenlerin verdiği küçük hediye ve nakitler ile sevindirik olmayı hak etmiyor mu? Bence hak ediyor. Erkek çocukların hafızalarında kalan, yıllar sonra dost meclislerinde hoş beş ederken anlattıkları bir adet bu. Bu adetimiz yıllar önce böyleydi şimdi de aynı. Ve böyle gideceğe benziyor.


Cam işçiliği ve sedef oymacılığı Türklerin her dönem uğraştıkları zanaatler arasında. Nazar boncuğunun ana maddesi cam ve onu sembol haline getiren mavi. 'Mavi boncuk kimdeyse, benim gönlüm ondadır.'  diye mırıldanıyorum bu satırları yazarken. Camdan yapılabilen eserler hayal gücüyle sınırlı. Gaz lambaları, şişeler, vazolar, tabaklar, sürahiler sadece üç beş tane ev eşyası cam ile süslenen. Camdan laf açılmışken yeni bir paragraf açarak camın kimyasından bahsetmek istiyorum.

Cam bildiğiniz gibi doğada çokça bulunan kumdan yapılan bir madde. Bulmacalarda kısaltması sorulan yarı iletken bir madde olan Silisyum ana maddesi camın. Bu silisyum cam haline ise 1500-1600 santigrad derecelerde ısıtılıp ani soğutularak üretiliyor. Kristal hale gelmeyen katı silisyum amorf yapıda kalıyor. Katı demek doğru değil aslında katı görünümlü bir sıvı demek daha doğru olmalı. Çünkü cam akışması uzun yıllar süren bir sıvıdır.



Elinde divit masasında hokkalar bulunan bir hattat eserini icra etmekle meşgul.


Fatih Sultan Mehmet Han'ın döktürdüğü şahi topları günümüz teknolojisi sayesinde 3 boyutlu ekranda ziyaretçilerin beğenisine sunulmuş. Ekranın yanındaki boyutları görünce o dönemin savaş ve savunma teknolojisinin nerelerde olduğunu idrak edip tüylerimizin diken diken olmasına engel olamıyoruz.


Ankara'daki bir diğer uğrak yerimiz Alparslan Türkeş'in kabri. Hava yağmurlu olmasına rağmen biz oradayken bir çok ziyaretçi geldi, dua etti. Maşallah dua edeni eksik olmuyor rahmetli Türkeş'in. Yoldan geçenlerin bile bir Fatiha okumadan geçmemeleri dikkatimizi çekiyor. Biz de dualarımızı edip ayrılıyoruz bu sade mezardan. Allah rahmet eylesin!


Ankara'nın nezih yerlerinden Ümitköy'de akşam yemeğimizi yedikten sonra merkeze dönüyoruz. Akşamın karanlığında gök kubbeyi aydınlatan heybetli bir caminin önünden geçiyoruz. Direksiyonu kırıp Diyanet işlerinin yanından Ahmet Hamdi Akseki Cami'ye uğruyoruz. Bismillah çekip otomatik açılan kapılardan geçerek ayak basıyoruz cami halılarına. 


Caminin içerisinden bir görünüm. Kadrajımza sığmıyor. Balık gözü yanımızda olmadığı için pişmanlık içerisinde bu heybetli yapının içinde seyre dalıyoruz.



Yanımıza kubbeden bir kare ile caminin çeşitli yerlerinden bir kaç motif alarak turumuzu noktalıyoruz. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere... Allahaısmarladık...



0 comments :

Yorum Gönder

Comments