9 Şubat 2014 Pazar

Moskova Şehir Turu



Gezi yazılarımızda internette rahatlıkla bulabileceğiniz klişe bilgilerden ziyade kendi kazandığımız deneyimlere ve gözlemlere daha fazla yer vermeye çalışıyoruz. Bu çerçevede, 1918 yılında başkentliği St.Petersburg'dan kapmış bir büyük metropol olan Moskova'da şehir turumuza başlamadan birkaç bilgi vermek istiyorum. Eğer gittiğiniz şehirde free tour var ise ısrarla katılmanızı tavsiye ediyorum. Free tour için adı üstünde ücretsiz bir şekilde şehrin görülebilecek yerlerini amatör bir rehber eşliğinde tanımanızı sağlayan bir organizasyon diyebiliriz. Rusya'ya gitmeden Moskova ve St. Petersburg için reservasyon yaptırmıştım. Reservasyon önemli. Yeterli katılım sağlanmadığında geri dönüş yapıyorlar çünkü. Boşuna beklemiyorsunuz. Free Tour'u biz ilk olarak Moskova'da denemiş olduk. Çok memnun kaldık. Sabah yaklaşık 2 saatlik gezinti ile şehrin yürüme mesafesindeki tüm görülebilecek binalarını, kiliselerini, müzelerini, meydanlarını ve sokaklarını görüp bilgilenmiş olduk. Farklı ülkelerden gelen katılımcılar ile toplam 13 kişiydik. Rehberimiz de oldukça eğlenceliydi. Üşüdüğümüzde bizi sıcak noktalara götürdü. Biraz ısınıp gezintimize devam ettik. Yapıtların tarihleri hakkında bilgiler verdi, ne sorduysak yardımcı olmaya çalıştı. Güzel bir deneyim oldu. Bundan sonra gezilerimizde varsa önce free tour yapacağız.


Rusya gezimiz sayesinde yaşadığımız bir diğer deneyim ise; 1 hafta boyunca hiç bir otelde kalmayışımız oldu. Couch-surfing networkünde daha önce couch kısmında vardık. Üniversite hayatımın geçtiği Denizli'de ve Kütahya'da epey yabancı misafire kapımızı açmıştık. Kanepemizde yatırmış, vaktimiz olduğunda gezdirmiştik misafirlerimizi. Şimdi bu topluluğun surfing kısmındaki ilk deneyimimizi farklı ailelerin yanında 2'şer 3'er gün misafir kalarak yaşamış olduk. Moskova'da misafir olduğumuz aileyi bir sonraki yazımızda anlatacağız. Şimdi Moskova turumuza başlayabiliriz.

Sabahın ilk ışıklarından önce başkent Moskova'da yollara koyuluyoruz. Saat 9 idi evden ayrılışımız. Evet yanlış yazmadım. Bu mevsimde gün sabah 10'dan önce ağarmıyor. Güneşi zaten göremiyoruz da havanın sürekli kapalı olmasından dolayı. Sabah 9'da sanki namaza ya da çorbacıya gider çıkıyoruz evden. Bizden başka pek kimsecikler yok etrafta, arabalar yeni yeni koyulmuş yollara. Şehir, gecenin sakinliğini yaşıyor, hala uyumakta. Saat 10:45'te başlayacak şehir turumuz için buluşma noktamıza 10 çeyrek gibi geliyoruz.  Moskova için buluşma noktası, Slav kavimlerinin kullandığı kiril alfabesinin mucitleri Ortodoks rahipler Kiril ve Metodius anıtının önü. Hafif hafif yağan karın altında acıkan güvercinleri besleyerek rehberin ve diğer katılımcıların gelmesinin bekliyoruz.



Kiril ve Metodius anıtından ayrıldıktan sonra Moskova'nın en eski kilisesinin önünden geçerek Barbara caddesinden geçiyoruz.


Karşıda gördüğünüz boş arazi eskiden Moskova otelini bulunduğu alanmış. Büyük bir park yapılmak için yıkılmış. Belki bir daha yolumuz Moskova'ya düşecek olursa yapılacak devasa parkı görebilirsiniz diyor rehber.


Bu manzarayı çektiğimiz yer aslında Romanov Müzesi. Bu ev aslında Romanov ailesinin yaşadığı sonrasında da müzeye dönüştürdüğü mütevazi bir bina. Romanov Ailesi Moskova'nın köklü ve zengin ailelerindendir. Hatta tarihi kaynaklarda hanedanlık olarak geçerler ve devrimden önce Rusya'yı üçyüz yıl yönetmişlerdir.


Soğuk havada Kızıl meydana doğru ilerliyoruz. Meydana girmeden önce biraz ısınmak için tarihi GUM alışveriş merkezine sokuluyoruz. Burası Rusların ilk alışveriş binası, Sovyet dönemde kapanmış ve bir süre depo olarak kullanılmış. 1987 yılında Mathias Rust isimli bir alman pilot, kullandığı küçük bir uçakla Kızıl Meydan'a inmiş. Rehberimizin anlattığına göre bu olay, o dönemde, Rusya'da güvelik zaafiyeti olduğuna dair büyük tartışmalar doğurmuş. Bununla ilgili yapılan bir espriyi de şu şekilde anlatmıştı: GUM alışveriş merkezinin orta yerinde sevimli bir çeşme bulunuyor, - duyduğumuza göre Moskova sakinlerinin randevulaşma yeriymiş burası - soğuk savaş döneminin gergin yıllarından birinde Ruslar buraya çok sayıda asker yığmış, insanlar da kendi aralarında "Almanlar Kızıl Meydana uçakla inince hükümet Amerikalıların da bu çeşmeden denizaltıyla çıkabileceğine inanmaya başladı herhalde" diye bu olayla dalga geçiyorlarmış.



İşte kızıl meydan. Adını etrafındaki kızıl renkteki yapılardan aldığını sanmayın, zamanında buradaki tüm binalar beyazmış. Kızıl eski Rusçada güzel anlamına geliyormuş. Eş sesli bir kelimeymiş yani. Bu meydanın adı da kızıl meydan değil güzel meydan Rusça'da. Ama daha sonra, böylesinin ismiyle daha uyumlu olacağını düşünmüş olmalılar ki meydandaki binalar kızıla boyanmış. Ben de dahil bir çok insan meydanın ismini komünizmden ve o zamanlarda dökülen kanlardan aldığını sanır ama yanılıyormuşuz yoldaşlar:) Aslında tarih boyunca burası birçok idama da şahitlik etmiş, dolayısıyla çok da yanlış bir kanı da sayılmaz aslında. Meydanda Sovyet rejiminden sonra değişen bir ayrıntı, meydanı süsleyen binalar tepelerinde bulunan çift başlı kartal figürlerinin yerini ülkenin gücünü simgeleyen yıldızların alması olmuş. Bizde de Selçuklu dönemi yapılarında çift başlı kartala oldukça sık rastlıyoruz, Cumartesi geceleri yayınlanan ailecek izlediğimiz Tarihin Arka Odası programında, bu coğrafyada sıkça kullanılan bu sembolün kökeninin eski bir Sümer tanrısından geldiği söylenmişti, bu da ekstra bir bilgi.

Arkadaki kubbeli ve bayraklı olan yer ise Putin'in dinlenme ve çalışma ofisinin de bulunduğu Senato Binası. Onu çevreleyen yapı ise Kremlin Sarayı. Fotoğraflara aldanan birçok kişi St. Basil Katedrali'ni Kremlin Sarayı sanıyor ama asıl saray burası. Saray sandığımız süslü bina ise St. Basil Katedrali.


Kızıl meydanda rengarenk soğan çatılarıyla meydana hareket getiren St. Basil Katedrali. Rusların 16. yüzyılda kazandıkları peş peşe zaferlerden sonra Korkunç Ivan (Ivan The Terrible) tarafından yaptırılmış bir katedral. Değişik şekillerde ve renklerde tasarlanmış soğan şeklindeki kubbeler her bir zaferi simgeliyor. Katedral şu an müze olarak hizmet veriyor. Free turdan sonra St. Basil Katedrali'nin içini gezme fırsatımız oldu. İçi de dışı ve kubbeleri gibi rengarenk duvarlarla ve kapılarla bezenmiş.

Söylentilere göre Napolyon St.Basil Katedralin'e bayılmış ve savaş sonrası onu söküp Paris'e götürmek istemiş ama bunu yapamayacağını anlayınca bu mehteşem binayı yakmaya karar vermiş. Patlama için tüm hazırlıkların tamamlandığı esnada bir mucize gerçekleşmüş ve başlayan şiddetli sağanank yağmur, Napolyon'un silahlarının ateşleme mekanizmalarını etkisiz hale getirmiş. Daha sonra bir kez de Stalin bu  güzelliği yıkmak istemiş ama o da başaramamış. İyi ki yapamamışlar da biz de bu yeri dünya gözüyle görebildik.

Dilden dile Korkunç İvan'ın bu binanın bir benzerini daha yapmaması için mimarın gözlerini dağlattığı efsanesi dolanır ama bunun aslı yoktur, mimar daha sonraları da birçok binanın yapını üstlenmiştir.





Kilisenin içindeki buğulu bir pencereden kızıl meydan görüntüsü.


Yine katedralin içinden eski bir yazmanın sayfalarından kızıl meydan resmi.


Katedralin bahçesinde buzdan heykeller sergileniyor. Hava sıfırın üzerine çıkmadığı için bir süre erimeyecekler demektir.


Kızıl meydandayız hala. Kremlin'in (Kremlin Rusçada şato, kale gibi anlamaara gelmekte) Saviour Kulesi. St. Basil Katedralini yan tarafında kalıyor. Kulenin üzerindeki yıldız, rüzgara göre yön değiştiriyor. Bu bilgiyi rehberimizden öğreniyoruz.


Kızıl meydanı süsleyen bir diğer görülesi bina ise Moskova Tarih Müzesi. 


Kızıl meydan şaheser yapıları bitmiyor. Müzenin sağ tarafında kalan tarihi Kazan Kilisesi. Savaş zamanı harebeye dönen bu kilise 3-5 yıl önce aslına uygun yapılmış.


Kızıl meydan turumuzu bitirip arkadaki başka bir meydana geçiyoruz. Moskova Tarih Müzesi'nin arkasında kalan bu meydanda kızıl ordunun ünlü komutanlarından Mareşal Jukov heykelini görüyoruz. Stalin aslında bu meyda kendisinin ordunun başında temsil edildiği at üstünde bir heykelinin yaptırılmasını istemişti ama yaşından dolayı bir tülü ata açıkmayı başaramadı ve onun yerine komutanının heykelinin yapılmasına karar verildi.


Bu meydanda turistik bilgi veren devlet tarafından görevlendirilmiş gruplara rastlıyoruz. Fakat bilgiler Rusça olduğu için anlamıyoruz.


İsteyen vatandaşlar Lenin ve Stalin ile 10'ar lira verip fotoğraf çektirebiliyor. Biz karşıdan fotoğraf çekilenleri çektik. Lenin ve Stalin de fotoğraf karesinde çıktı. 


Yine tarihi Moskova Otelinin yanından geçip Kızıl meydanın arka tarafından Kremlinin ön tarafına varıyoruz.


Burada  2 askerin başında nöbet tuttuğu bilinmeyen asker mezarı anıtını görüyoruz. Anıtın başında biraz zaman geçirirseniz askerlerin nöbet değişim merasimine denk gelebilirsiniz.


Aynı cadde devamında para atarak dilek dilenen çok eski bir yapay mağara. İnsanlar buraya para atıp dilek diliyorlar. Biz de 1 Türk Lirasını atıp dilek diledik. Parayı ikinci kat duvarlara atabilirseniz dileğinizin olacağına inanılıyor. Moskovada bu tip inanışlara oldukça sık rastlayabilirsiniz. Hermitage müzesinin direklerinden birine dokunduğunuzda, .. metro durağında heykellerin bazı bölgelerine dokunduğunuzda, şimdi hatırlayamadığım birçok yerde dilek dileyebiliyorsunuz. 


Kremlinden Arbat Caddesine doğru yürürken yazın su ile doldurulan renkli kanallardan geçiyoruz.


Öğleden sonra tarihi Arbat caddesine giderken uzaktan altın kubbesiyle dikkatimizi Kurtarıcı İsa Kilisesi çekiyor. Biz bu kiliseyi uzaktan seyredip Arbat caddesi istikametinde gezimize devam ediyoruz.


10-15 dakikalık yürüyüşten sonra Arbat caddesinin girişine geliyoruz. Ressamlar ve sağlı sollu hediyelik eşya satan dükkanlar ile başlıyor bu tarihi cadde. İstanbul'daki istiklal caddesini anımsatıyor. Trafiğe kapalı, sonu 2-3 kilometre, oldukça uzun bir cadde.


İç içe geçmiş matruşka bebekler vitrinlerde alıcı arıyor. Obama, (oo ooo oo Obama, welcome to Presidency şarkısını gönderiyoruz kendisine), şansölye Merkel gibi dünya liderleri arasında bizden bir tek Atatürk var. Hediyelik eşya bahsi geçtiği için Moskova ile ilgili ekstra bir kaç bilgi daha vereyim. 2007 yılı istatistiklerine göre Moskova dünyanın en pahalı şehri seçilmiş. Ulaşım haricinde biz de Avrupa'ya göre pahalı bulduk. Bizi etkileyen pahalılık ise kıyafetler idi. Tüylü Rus şapkalarını bilirsiniz. Şu tilki, tavşan gibi hayvanların kürkünden yapılanlar. Arbat caddesinde bir kaç mağazaya sorduğumuzda 8000 rubleden aşağı fiyata bulamadık. Türk lirası ile 500-550 lira yapıyor. St. Petersburg'un daha uygun olacağını düşündük, Dimitry'ler de aman sakın Moskova'dan almayın St. Petersburg daha uygundur, hediyelerinizi oradan alırsınız dediler. Aynı şapkaları orada sorduk fiyatlar nispeten daha ucuzdu. 6000 ruble (400 lira) satıldığını gördük. Mağazalar daha pahalıdır düşüncesiyle, denk gelen bir pazarda sorduk aynılarını. Gördüğümüz fiyatlar şaşırtıcıydı. Pazarlık yaptığımızda, last price dediğimizde bile 4000 rubleye indiler. Onu da elinde tek kaldığı için verecekti.


Arbat Caddesinin girişine gelmeden tam karşıda Arbat metro istasyonu bulunuyor. Buradan yol ikiye ayrılıyor. Tarihi Arbat Caddesi ile yeni Arbat Caddesine. Her ikisini de görmüş olmak için tarihi olandan girip diğerinden geri dönebilirsiniz. Biz bu şekilde her iki caddeyi de görmüş olduk.


Moskova'da metro istasyonları ve içerilerini gezmek için bir akşamınızı ya da öğleden sonranızı ayırmanızı tavsiye ederiz. Hepsi bir müze gibi, farklı mimari yapıda inşa edilmiş. Ayrıca Moskova nehrinden dolayı ve sığınak olarak tasarlandıklarından dolayı raylar oldukça derinden geçiyor. Bu derinliğe ulaşabilmek için de ucu gözükmeyen yürüyen merdivenler kurulmuş. Metro gezimizin ayrıntılarına şimdilik girmeyelim. Başka bir yazımızda çok daha detaylı anlatacağız.

Moskova şehir için turumuz Arbat Caddesi ile son buluyor. Ertesi gün misafir olduğumuz aileden Dimitry ile sabahtan bir gezinti yapacağız. Ünlüler mezarlığına gideceğiz, bizi güzel bir parka ve manzalı bir tepeye götürecek. Bizi takip etmeye devam edin. 

1 comments :

Yorum Gönder

Comments