7 Aralık 2013 Cumartesi

Çin Eğitimi 3 - WOW



Shenzhen'de bir yandan eğitim, bir yandan alışveriş, bir yandan gezip tozma aktiviteleri devam ederken hafta sonu gelmişti. Hafta sonu için başkent Pekin'e gidip, oraya yakın Çin Setti'ni ve Yasak Şehir'i gezme planım vardı. Fakat rehberimiz Çin'in kuzeyinin karlı olduğunu ve bu mevsimde oraları gezme imkanı olmadığını söyleyince hava muhalefeti nedeniyle bu planım iptal olmuş oldu. Ben de grubumun Shenzhen'deki cumartesi programına katıldım. 

Program Shenzhen kentindeki bir tema parka giderek başlıyor. "Windows of the World" isimli bu parkta dünyanın çeşitli ülkelerinden önemli yapıtlar ve doğa harikalarının minyatürleri bulunuyor ve meraklı gezginlere kısa zaman içinde dünya turuna çıkma fırsatı tanıyor. Avrupa'dan Amerika'ya, Afrika'dan Avustralya'ya kadar tüm dünyayı aynı bahçe içinde görmek gerçekten büyüleyici. Heyecanlı rehberimiz Dennis önderliğinde dünyanın türlü pencerelerinden bakış atmak için bu büyülü parka giriş yapıyoruz.


Windows of the World girişinde Fransa'daki cam piramitin kopyası (Louvre Piramidi) metro giriş çıkışı olarak tasarlanmış. Meydandan bilet gişelerine çıkarken dünyadaki çeşitli dinsel figür taşıyan heykellerin kopyaları karşılıyor gelen ziyaretçileri. İtalya'nın Floransa şehrindeki Hz. Davut heykeli bunlardan birisi. Aslında bu park, Çinlilerin ne kadar kopyacı bir millet olduğunun kanıtı gibi. Bazı yapıtlar 1:3 oranında, bazıları 1:5 oranında, bazıları ise daha küçük boyutlarda kopyalanmış.




Dennis ilk hamlesini girişte yapıyor ve grubu parkın sağ tarafını gezmek için yönlendiriyor. Bunlar Müslüman, her şeye sağdan başlarlar diye düşünerek jest mi yapayım dedi? Bilmiyorum. Neyse biraz yürüdükten sonra devasa buz pateni pisti ve buzdan yapıtların içine giriyoruz. Sabah erken gittiğimiz için buz pateni yapanları göremiyoruz. Aslında erken gelmemiz asın neden değil, asıl neden Dennis'in grubu parkın sağ tarafına yönlendirmesi. Parka daha önceden çokça gelen deneyimli hocamızı dinlemeyen Dennis bu yanlış hamlesiyle hocamızı çok kızdırıyor ve ilk eksi puanını alıyor. Eğer sol taraftan başlasaydık, öğleden sonra buraya gelecektik ve buz pateni yapanları görebilecektik. Belki de, iyi bir çocuk olsaydık, şirinleri bile görebilirdik. İhi ihi ihi...




Avrupa bölümünden İtalya ile turumuza başlıyoruz. İşte biblo şehir Floransa'dan Belediye Sarayı. İtalyanların değimiyle Palazzo Vecchio.  Floransa tarihte de dinin egemen olmadığı demokratik bir şehir olduğu için bu yönetim binası ile şehirdeki en büyük kilisenin yükseklikleri eşittir. Bu anekdotu da yeri gelmişken paylaşayım. Çin kopyası ve altında İtalya'da çektiğim orijinal saray. Bakalım aradaki 7 farkı bulabilecek misiniz?




Floransa sokaklarında biraz gezinti yaptıktan sonra, aşıklar şehri Venedik'e geliyoruz. Dar sokaklar bizi St. Marco meydanına ulaştırıyor. Meydanın solunda bulunan saat kulesinin dolaylı bir hikayesi var. Önceki yazılarımda paylaşmıştım. Buradan okuyabilirsiniz.


Yine aynı meydanda St. Marco Bazilikası bulunuyor. Venediklilerin tarihte Osmanlıyla bir çok temasları olmuş. Bir çok noktada yolları kesişmiş. Bazilikanın önündeki atlar, Bizans döneminde haçlı ordusu tarafından İstanbul'dan götürülen 4 atı tasvirler. Üst taraftaki gravürler Aziz Marco ile ilgili. Dikkat ettiyseniz sağ üsteki gravürde de kavuklu Osmanlı Padişahı resmedilmiştir. Aziz Marco'nun naaşı Osmanlı gümrükçülerinin pek bakmadıkları domuz etlerinin arasına saklanarak geçirilmiş. Venediklilerin Türklerle olan bu ilginç münasebeti işte bu gravürde anlatılıyor.


İtalya'yı geride bırakıp, tekrar Paris'e geliyoruz. 1:3 oranında yapılan Eyfel Kulesi tüm ihtişamıyla karşımızda.


Turumuza Avrupa'dan devam ediyoruz. İşte Hollanda'nın meşhur yel değirmenleri ve lale bahçeleri. Burada yine Osmanlı karşımıza çıkıyor. Aslında fotoğrafa nasıl baktığımız değil nereden baktığımız önemli bu lale fotoğrafındaki manayı anlamak için. Bildiğiniz gibi Osmanlı'nın simgesidir lale. Avrupa'ya da 17. yüzyılda Osmanlı'dan götürülmüş ve Hollanda'da çok beğenilmiştir. Laleyle tanışan Hollandalılar botanik lale bahçelerinde lale üretimi yapmışlar ve zamanla lale popüler hale gelmiş. Lale Osmanlı'nın simgesi olmasına rağmen günümüz dünyasında lale değince akla Osmanlı değil, Hollanda gelmektedir. Çalıştığımız kurumda bazen pazarlamacılara kızarız, onlara daha çok ödül, teşvik vs. verildiği için onları pek sevmeyiz, değil mi? Ama tüm dünyada genel düşünce şudur ki; bir ürünü üretmek değil  pazarlamak daha önemlidir. Hollanda da bunu kullanıp, laleyi satarak bunu bir pazara dönüştürmüş.





Yunanistan da Atina'ya yer vermişler. Klasik Yunan döneminden bir başyapıt, Akropolis.


Avrupa'dan ayrılıp, Afrika'ya uzanıyoruz. Şimdilerde iç karışıklık nedeniyle gidemediğimiz Mısır Piramitleri ve Bülent Ersoy görünümlü heykelleri karşımıza çıkıyor. Burada bile heybetli duruyor acaba gerçekleri nasıldır? Mısır'da ortalık durulsa da gidip görsek.


Yine Afrika'daki kabile hayatının yaşandığı köyler burada bulunuyor.



Afrika turumuzu burada bitirip, Amerika kıtası ile devam ediyoruz. Kıtaya giriş yaparken Hawai volkanlarını ve çöl ikliminin simgelerinden kaktüsleri görüyoruz. Biraz daha ilerledikten sonra şelaleleri ve nehirleri ile yağmur ormanları karşımıza çıkıyor.


Az ötede ise ABD. ile Kanada arasındaki Niagara Şelalerini görüyoruz. Tabi şelalelerin suları gece kesiliyor. Sabah biz gittiğimizde hala kesikti. Gariban Dennis burada 2. fırçasını yiyor. On dakika kadar suların akmasını bekliyoruz. Suların akmasıyla oluşan dalgalanmadan önce Niagara Nehri'nin durgunluğu henüz bozulmadan deklanşöre basıyorum. O enfes şelale yansımalar ile daha bir güzel gözüküyor.


Kanada sınırından ABD'ye giriş yapıyoruz. İşte New York City.


New York City üzerinde Brezilya esintinin gördünüz sanırım. Rio de Janeiro'daki devasa kurtarıcı İsa heykeli şehrin en yüksek dağından  kollarını açmış bekliyor.


New York bir yanımızda dura koysun, diğer yanımızda Washington DC. var. İşte Beyaz Saray, White House


Beyaz Saray'ın arkasındaki alanda ABD üzerinden uçuyor hissi veren, bizim 8 boyut dediğimiz bir platform bulunuyor. 9-10 adet büyüklüğündeki 3 boyutlu sinema ekranına yansıtılan ABD.'nin turistik yerlerinden görüntüler ile havadan ABD turu atıyoruz. Koltuklar da hareketli olduğu için bir planör içerisinde uçma hissi veriliyor. Oldukça başarılı bir gösteri salonu. 1 saat süren bu uçuş yolculuğuna hayran kalıyoruz. 

Az ötede, George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln eski ABD. başkanlarının kafalarının bulunduğu Rushmore Dağı.


Deniz aşırı ülkelerden sonra Asya'ya geliyoruz. Japonya'nın en yüksek dağı. Fuji Yanardağı. Gözlerimiz Ağrı Dağını arıyor ama nerde bizden sadece Ayasofya ve Sultan Ahmet Cami karışımı bir yapıt var. Birazdan göreceğiz.


Japonya'dan devam ediyoruz. İşte sazangillerden olan Japon balığı. 5-10 kilo her biri. Demek bizim akvaryumdaki Japon balıklarını beslesek, büyüyünce böyle renkli sazan olacaklar.


İşte Türkiye'yi temsil eden cami. Hiç yoktan iyidir deyip yolumuza bakıyoruz.


Rusya'ya geliyoruz. Başkent Moskova'da Kızıl Meydan'daki katedral. Renkli kişiliğiyle ben buradayım diyor.


Gezerken ve anlatırken yoruldum artık. Windows of the World anlat anlat bitmiyor. Bir kısmını anlatmaya çalıştım. Daha fazlası var. Bunların sadece fotoğraflarını paylaşıyorum. Bakınca neresi olduğunu tahmin edebilirsiniz zaten.














Bu arkadaş da gariban Dennis. Gün boyu yediği fırçalardan sonra öğle yemeğinde eli ayağına dolanan, siparişleri karıştıran Dennis. 5 patates cipsi, 3'ü büyük, 2'si küçük, 3 duble tavuk burger, 5 büyük kola getir, Dennis. Burgerlerde sos olmasın, kolanın biri buzsuz olsun, Dennis. Hadi koçum.

2 comments :

YANSIMALAR dedi ki...

Merhaba Oğuzhan. Her birini atlamadan tek tek okuyarak ve başarılı fotoğraflarını izleyerek takip ettim. Çok keyifli. Belgesel tadında olmuş. Başarılı çalışmalarını takdir ve takip ediyorum ediyorum. Allah daha nice yerler göstersin ve göstertsin diyorum..Sağlıcakla..

Oğuz Han Şenferah dedi ki...

Allah razı olsun Emin abi, hep beraber inşallah.

Yorum Gönder

Comments