4 Haziran 2013 Salı

Rize



Gezimizin 4. gününde ilk durağımız Rize. Rize merkezi gezdikten sonra yaylalara çıkacağız. Şimdiden heyecanlanmaya başladık bile. Rize merkez, Uzungöl'e 72 kilometre mesafede. Uzungöl'de kahvaltı yapıp hemen ayrılıyoruz. 1 saat içinde Rize'deyiz.


Rize'ye geldiğimizde arabamızı park ederken bir simitçi görüyoruz. Fakat sattığı simitlerde susam yok. Daha ince gözüküyorlar. Yabancı plakayı gören misafirperver simitçi, parasını vermek istesek de almıyor, bir tane simit hediye ediyor bize. Allah razı olsun kendisinden. Bizim simide göre biraz sert ama tadı güzel. Çayla harika olur.


Rize'de kısa bir çarşı gezintisi yapıyoruz. Piknik tüpümüz bitmişti, yenisini alıyoruz. Yaylalarda uçurtma uçururuz diye büyük bir uçurtma alıyoruz. Rize merkezde görülecek pek bir yer yok. Yarım saat turladıktan sonra bitiyor. 

Bilindiği gibi Rize deyince akla hemen çay geliyor. Çaykur'un Ziraat Parkı denilen botanik çay bahçesi var. Çayımızı yudumlarken çay üretimi hakkında bilgi alacağız. Botanik bahçede çay yetiştiriyorlar ve laboratuvarlarında bu çayı işleyip demlenecek hale getiriyorlar. Mini bir çay fabrikası diyebiliriz. Aşama aşama çayın nasıl işlendiğini görebiliyoruz. 


Buradaki görevlilerden çayın üretimin ve işleme sürecini öğreniyoruz. Öncelikle tarladaki çaylar özel makası sayesinde toplanıyor. Fabrikaya veya toplama merkezlerine getiriliyor. Böylelikle çayın fabrika süreci başlıyor.


Fabrikaya getirilen çay öncelikle kurutuluyor. Çay yapraklarının arasından hava geçirilerek kurutma işlemi yapılıyor. Bu birinci aşama. Çay yapraklarının nemi düşesiye kadar 8-12 saat kadar kurutulması gerekiyor. Bu sürenin sonunda çaydaki nemin %70'lere düşmesi gerekiyor.


Kuruma aşamasına nemini atan çay ikinci aşama olan yuvalama ünitesine giriyor. Burada bütün haldeki çay yaprakları, bir değirmen gibi yukarıdaki makine aracılığı ile küçük parçalara ayrılıyor. Çay yaprakları kıvrılmış tel görünümü alıyor.

Bu aşamadan sonra çay tellerinin kırılması aşaması olan üçüncü aşama geliyor. Çay telleri büyük bir kıyma makinesine giriyor ve daha küçük parçalara ayrılıyor.

Bu aşamalardan sonra çayın rengini siyahlaştığı, kokusunun ve tadının değiştiği aşamaya geçiliyor, dördüncü aşama olan fermantasyon aşamasına. Tel tel kırılmış çay yaprakları havayla temasa geçerek, okside olmaya başlıyor. 26 santigrat derecede yapılan bu işlem sonucu çayın rengi önce kahverengiye sonra siyaha dönüşüyor. Tatsız ve kokusuz olan çay yaprağının kokusu belirginleşiyor. Bu işlem de 1-2 saat sürüyor.


Sonraki aşama fırınlama aşaması. Fermantasyona uğramış çayın nemi %3'lere düşürülerek enzimlerin durdurulması sağlanıyor. Bu aşamadan sonra kurutulmuş çay paketleme için hazır hale geliyor.

Bir sonraki aşama da paketleme aşaması. Fabrikaya bütün giren çay yaprakları; bir kısmı un gibi ufalanmış, bir kısmı pul biber gibi, bir kısmı da tel tel farklı boyutlar ayrı ayrı depolanıyor. Boyutlarına göre 1, 2 ve 3 boy olarak belirtiliyor. En son olarak farklı boyutlardaki bu çay telleri belirli oranlarda karıştırılarak paketleme işlemi yapılıyor.


Siyah çayın isimlendirilmesi de buradan geliyor aslında. En lezzetli olanı 2 numaralı boy. Karıştırılırken bu boyun oranı çok olana %70-%80 gibi filiz çay deniliyor mesela. 

Ayrıca çay, mayıs ayından itibaren 2 ayda bir hasat veriyor. Yılda 4 kez hasatı yapılan çayın en lezzetli olduğu dönem ilk hasat dediğimiz mayıs-haziran aylarında yapılanmış. Bu yüzden, çay alırken son kullanma tarihine değil de üretim tarihine bakılmasında fayda var.

En son aşamayı atlamayalım. Çay demleme. Aldığımız tek tiyo şu: Türk çayı 15-20 dakikada demlenir. Daha erken demleniyorsa Türk çayı değildir, yabancı çaylar ile karıştırılmıştır ya da natürel değildir.


Çayımızı yudumladıktan sonra yaylaya çıkmak üzere Rize'den ayrılıyoruz. "Sen çıkmasan yaylaya da dağlar çiçek açar mi?" türküsü eşliğinde yola koyuluyoruz. Sonraki durağımız Petran Yaylası. Yaylada, 2600 rakımda yolda gördüğümüz misafirperver bir aile tarafından bir gün misafir kalacağız. Macera orada başlıyor.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments