4 Haziran 2013 Salı

Petran Yaylası'nda Misafiriz




Gezimizin 4. gününde bir değişiklik yaparak Anzer Yaylası'na gitmeye karar veriyoruz. Buradan sonra Ayder'e gideceğiz inşallah. Rize'de Ziraat Parkı'nda çay molası verdikten sonra İkizdere mevkisine doğru yola koyuluyoruz. 56 kilometre sonra İkizdere'deyiz. İkizdere'de yolların durumu ile bir vatandaştan bilgi alıyoruz. Bize Anzer Yaylası'nın yolunun güzel olduğunu ayrıca yol üzerindeki Lazboard ile ünlü Petran Köyü'ne de uğramamızı öneriyor. Yeni ismiyle Meşe Köyü.


Bu tavsiyeye uyup lazboardla ün yapmış Petran Köyü'ne çeviriyoruz rotamızı. Lazboard meşe snowboarda çok benzer bir alet. Ulaşım için kullanılıyormuş zamanında. Şimdilerde ise eğlence amaçlı, kış aylarında kayılıyor.

Navigasyonun yetersiz olduğu dağ yollarında, yollar yine çatallaşmaya başlıyor. Yol kenarına park edilmiş kamyonetin yanındaki köylülere soruyoruz Petran Köyü'ne nasıl gideceğiz diye? Meğer sorduklarımız o köydenmiş. Siz yolu filan bırakın, bizi takip edin, yaylada misafirimiz olun diyorlar. Yok mok desek de o samimi ve sıcak davranışlarını kıramıyoruz. Kamyonetlerinin ardından iz sürerek başlıyoruz Petran Yaylası'na tırmanmaya. 


Bu günümüz gezi boyunca yaşayacağımız en büyük macera olacak gibi duruyor. İlk kez bir yaylada misafir olarak kalacağız. Yukarılara çıktıkça kara duman üzerimize geliyor. 20-25 dakika içinde engebeli yollarda ralli yaptıktan sonra 2600 rakımlı Petran Yaylası'na çıkıyoruz. Yabancı el değmemiş, doğal bir yayla burası. Sadece Petran Köyü'nde yaşayanların yaz aylarında konakladıkları yer.

Muhammet abi eşini almaya gidiyor. Necdet abi ise kuzineyi yakıyor. Biraz ısınıp soluklanıyoruz. 2600 rakımda 24 saat soba yanıyormuş. Kuzinenin başında muhabbet ediyoruz. Necdet abi Bursa'daymış uzun yıllardan beri. Yaz aylarında buraya gelmek için kendi ailesine bir yayla yapıyor. Biraz hoş beş edince neredeyse tanış çıkacağız. Gülsümle Necdet abinin ortak tanıdıkları çıkıyor. E dünya çok da büyük değil.


Ellerimiz, ayaklarımız vücut ısısına geldikten sonra biraz yaylada turluyoruz. Yaylanın kendine göre yazılı olmayan kuralları olduğunu öğreniyoruz. Yayla gelenekleri diyebiliriz. Mesela aşağıdaki fotoğrafta görülen yeşil meralık Soğuksu olarak biliniyor. Bu meraya yayla yapılması yasaktır. Çünkü Petran Yaylası'nın göz bebeği bu meradır. Yayladaki evlere de yayla deniliyor. Bunu da burada öğreniyoruz.


Yaylanın ortasından küçük bir dere geçiyor. Yaylanın su ihtiyacı bu dereden karşılanıyor. Öncelerden taşımalı su kullanılıyormuş yaylalarda fakat günümüzde yeterli sayılacak kadar tesisat yapılmış.



Yaylanın yazılı olmayan kurallarından ara ara bahsedeceğiz.  Bunlardan birisi de yaylalar ahşap olacak. Bazı yaylaların betonarme yapıldığını görüyoruz bunlar da ahşap kaplama yaptırmak zorundaymış. Yaylalar zemini taş örülerek yapılıyor. Herhangi bir çimento, çamur kullanılmıyor. Taş üzerine tahtalardan duvar çıkılıyor. Yaylalar tek katlı ve genelde 2 odalı. 3 odalı olanlara ne lüks yayla deniliyor.



Yaylanın içinde dolaşarak yapıları inceliyoruz, lüks bir yayla görüyoruz. Oda sayısı fazla. Birazdan yaylanın içinden geçip Soğuksu'ya gideceğiz.


Yaylaya o köyde yaşayanlar dışında kimse ev yapamıyormuş. Hatta o köyden başka bir köye gelin gitmiş kız sadece misafir olarak belli bir süre gelebilirmiş yaylaya. Gelini eşi ev yapıp bu yaylada kalamazmış. Gelinle birlikte kendi yaylalarına gidebilirmiş sadece. Bunlar yayla kültürünün eskimeyen özellikleri.


Yaylaya Mayıs sonu çıkılıyormuş. Bütün köylü tüm hayvanlarıyla birlikte aynı anda çıkmak zorundaymış geleneğe göre. Sadece hamile bayan varsa o ve süt ihtiyacı için bir keçi bırakılıyormuş köyde. 3 ay, 3 buçuk ay kar yağasıya kadar kalınıyormuş. Kar bastırdıktan sonra ise köye dönülüyormuş. Kış aylarında kar bütün yaylayı kaplıyormuş. Yayladaki caminin minaresi kar ve fırtınadan zarar görmesin diye yatırılıyormuş. Bunun için basit bir düzenek yapılmış. Yazın yaylaya gelindiğinde kaldırılıyormuş.


Yaylada geçirdiğimiz bir gün boyuna kara duman eksik olmuyor. Ne zirveden gelen duman aşağıya iniyor. Ne aşağıdan gelen duman yukarıya çıkıyor. Öyle gün boyu yaylanın üzerinde duruyor.


Yaylaya çıktıktan sonra atlar serbest bırakılırmış. Yaylada beslenen at, irileşir, kuvvetlenir dönüşte tanınmaz halde bulunurmuş. 



Petran Yaylası'nın içinden geçen bu dere. Zirveden akmaya başlayıp muhtemelen yaylaya gelirken gördüğümüz İkizdere Irmağı'na karışıyor. 





Kısa bir gezintiden sonra Soğuksu'ya geliyoruz. Buradan akan su gerçekten soğuk. Buz gibi el değmiyor.  Pınarın başındaki geniş yapraklı bitkiler yardımıyla su içiyoruz. 




Yamaçta yetişen bu beyaz çiçekler yöre halkı tarafından yeniyor. Kekremsi bir tadı olmasına rağmen ağız alışıyor. Şifa niyetine biraz yiyoruz. Kara duman olduğu için göremiyoruz fakat tüm yamaç bu beyaz çiçeklerle bezenmiş. Yeşilin üzerinde çok hoş gözüküyorlar.



Yaylada hep iş olmaz tabi. Biraz da eğlenmek lazım. Gençlerin Soğuksu'ya kurdukları kale direkleri. Keşke vakit olsa da 2600 rakımda biraz top koştursak.


Yaylada her şey doğal. Bahçelerde kara lahana, dağ çileği, soğan hep doğal yetişiyor. İşte bunlar da doğan yayla soğanı.




Yayla gezintimizin ardından bizi misafir eden Muhammet abinin yaylasına dönüyoruz. Yan komşu Muhammet abini amcasının elini öpüyoruz. Kendisi köyün en yaşlılarından, ihtiyar heyetinden. Ayak üstü muhabbet edip, sağlık afiyet dileyip, hayır duası alıp yaylaya sokuluyoruz.



Muhammet abinin eşi de gelmiş. Bizi görünce çok memnun oluyor. Çocuğunun da balık tutmaya gittiğini öğreniyoruz. Birazdan gelir diyorlar. Uzungöl'de anlata anlata bitiremedikleri kırmızı benekli alabalıktan yiyebilecek miyiz? Bakalım nasibimizde ne var? Derken Yasin filesine doldurmuş balıkları geliyor. Yasin evin bekar oğlu. O da çok sıcak davranıyor bize. Fileden balıkları çıkartıp temizlemek için leğene alıyorlar. Akşam yemeğinde nasibimize kırmızı benekli alabalık var. Aynı usul, tere yağında kızartıyorlar.






Yenge hanım ne koyacağını şaşırıyor sofraya. Ama bizim gözümüz alabalıkta. Afiyetle yiyoruz. Gerçekten tadı bir başka güzel. Böyle şans bir daha gelir mi bilmediğimiz için o anların keyfini çıkartıyoruz. Allah razı olsun bize çok hoş misafirperverlik gösterdiler.


Yasin'in yaylanın arkasında kara kovanı var. Arıcılıkla da uğraşıyor. Bu sene bal vereceğini söylüyor bakalım hayırlısı.

Gezimizin bu 4. günü misafirperver bir ailenin yaylasında kalarak geçiyor. Bizim için çok hoş bir deneyim oluyor.  Gerçek yayla hayatını bir gün de olsa yaşıyoruz. Buralar doğal kalmış. Ayder yaylası gibi turizme dönüştürülmemiş. Bu yüzden burada olmamız büyük bir şans.


Akşam soba başında yapılan sohbetten sonra yatma vakti geliyor. Bizim için ayrılan odada yün yorgan içine büzüşüp uykuya dalıyoruz.

Sabah olduğunda güneş açmış, kara duman gitmiş, yaylanın güzelliği ortaya çıkmış halde uyanıyoruz. Yüzümüzü yıkayacağız fakat sular kesik. Biz hemen Soğuksu'ya gidip su getiriyoruz. Artık yaylanın bir parçası gibi hissediyoruz kendimizi. Kahvaltı hazırlanırken ben yamaca doğru çıkıp, yaylanın güzelliğini fotoğraflamaya çalışıyorum.











Kahvaltı kuruluyor. Komşumuz yaşlı bir teyze organik kuymak yapmış bizim için. Herkes elinde ne varsa vermek istiyor. Çok sıcak kanlılar. Turistik yerlerde kuymak yapamıyorlar. Muhlama yapıyorlar. Görünüş olarak benzer fakat çok farklı lezzetler. Muhlama tere yağı ile mısır unu kavrularak ve üzerine peynir atılarak yapılıyor. Kuymak ise sütün kaymağı ve mısır unu ile yapılıyor. Sütün kaymağını çıkarmak zahmetli bir iş olduğu için her yerde yapılamıyor. Kuymak yemek de bu yaylada nasip oluyor bize. Yanında da taze sağılmış inek sütü. Tam anlamıyla yayla kahvaltısı.




Petran Yaylası'nda geçirdiğimiz bir günlük deneyimin ardından bu güzel insanlardan, bu güzel yayladan ayrılma vakti geliyor. Bize kapılarını açan Kurt ailesinden Allah razı olsun. Gezimizin bu 5. gününde sonraki durağımız Anzer Yaylası oradan da Ayder Yaylası. Alıştık yayla hayatına kopamayacağız gibi geliyor. Şivemiz değişmeye başladı bile. - Ha bu yayla cok cüzeldur, çok sevduk da.

4 comments :

Ramiz Semiz dedi ki...

ahhahah bizim yayala o çanlı inekde bizim inek hahhaha çok şasirdim walla babaneme de uğrasaydınız hemen düzünyanınadaki ev yayla yoğudu ikram ederdi size

Oğuz Han Şenferah dedi ki...

Dönmek zor geldi bu güzel yaylayı görünce. Bu yüzden şanslısınız. Muhammet abiler çok iyi misafirperverlik gösterdi,ler, sağosunlar. İnş. bir kez daha yolumuz düşerse babaannenize bir merhaba deriz.

Seyfullah HAVUZ dedi ki...

Anneannemle Büyükbabamı internette görmek mükemmel bi duygu :D :D :D İnşallah yine gelirsiniz :D :D bi de ben misafir etmek isterim sizleri :D :D

Adsız dedi ki...

merhabalar, sizin bahsettiğiniz bu yer Garzavan Yaylası'dır. Petran (Meşeköy) bu yaylanın köyüdür. Takipçiler isim olarak yanılıp benim gibi farklı bir yere çıkmasın...

Yorum Gönder

Comments