9 Haziran 2013 Pazar

Doğu Karadeniz'i Turlayalım!



Amasya - 2. Günümüz



Gezimizin son gününde Amasya'daki müze ziyaretlerini sürdürüyoruz. 

8 Haziran 2013 Cumartesi

Amasya - İlk Günümüz



Gezimizin 8 gününde Amasya'dayız. 1 gece konaklayıp 2 gün boyunca Amasya'yı turlayacağız. Amasya'yı elmasıyla ünlü biliyoruz. Fakat Amasya elmanın ötesinde tarih kokan bir şehirmiş. Şehrin içinden geçen Yeşilırmak Nehri tarihi dokuyla bütünleşmiş hoş bir manzara sunuyor. 

Yöresel Lezzetler - Giresun



Artık Doğru Karadeniz gezimizin son günlerindeyiz. Dolu dolu bir tatil geçirdiğimizden yorulma emareleri de kendini göstermeye başlıyor. Bir gece de Amasya'da soluklanarak yuvamıza döneceğiz. Gezimizin 8. günüde yine yollardayız. Dönüş yolunda Giresun civarlarında yemek molası için Şoray Restoran'a oturuyoruz. Yöresel yemek var mı diye sorar sormaz, garson ben sizin ne istediğinizi anladım diyerek masamızdan ayrılıyor. Elimizdeki fotoğraf makinesi görünce bizi haberci filan sandı galiba. Bir kaç dakika sonra bu mısır ekmeğimiz, bu pidemiz  diyerek masamıza servis etmeye başlıyor. 10-15 dakika içinde yöre mutfağından oluşan zengin bir sofra kuruyor masamıza.

7 Haziran 2013 Cuma

Batum - Gürcistan



Gezimizin 7. gününde sınırın öbür tarafına Gürcistan'a geçiyoruz. Gürcistan, Doğu Karadeniz'in uzantısı olan bir komşumuz. Aramızda Ayder'e 110 kilometre mesafedeki Sarp Sınır Kapısı var. Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti arasında karşılık yapılan anlaşma neticesinde vizesiz, pasaportsuz sadece nüfus kağıdıyla giriş çıkış yapabiliyor her 2 ülkenin vatandaşı.

6 Haziran 2013 Perşembe

Zilkale



Gezimizin 6. gününü geçiriyoruz. Hava yağışlı olduğu için Ayder Yaylası'nda doğa yürüyüşü yapamıyoruz. Arabamız ile Kaçkar Dağları'nın etrafında gezinti yapacağız. Ayder yaylasından Çalıhemşin'e döndükten sonra Zilkale istikametinde devam ediyoruz. Fırtına Vadisi boyunca güneye doğru ilerliyoruz. 12 kilometre ilerledikten sonra Zilkale'ya varıyoruz. 

5 Haziran 2013 Çarşamba

Ayder Yaylası



Gezimizin 5. gününde Ayder Yaylası'na ayak basacağız inşallah. Çayeli'nde yemeğin ardından Ayder Yaylası'na doğru, Kaçkar dağlarına doğru arabamızı sürmeye devam ediyoruz. Çayeli kuru fasulyesiyle meşhur. Yolunuz buralara düşerse bir öğle yemeği ya da akşam yemeği yiyebilirsiniz. Ayrıntılara bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Evet yolculuğumuz devam ediyor. "Çayelin'den öteye cidelum yali yali, cidelum yali yali, cidelum yali. Sirtindaki sepetun ben olayım hamali, ben olayim hamali ben olayim ha..." türküsü eşliğinde Çayeli'ni geçiyoruz.

Kuru Fasulye - Çayeli



Güneyce'den ayrıldıktan sonra Rize sahil yoluna tekrar çıkıyoruz. Gezimizin 5. gününde konaklayacağımız Ayder Yaylası yolu üzerinde Rize'nin Çayeli ilçesi var. Vakit ikindi vakti. Karnımız da acıkmaya başlarken Çayelinin meşhur kuru fasulyesini yemek için Hüsrev Restoran'a uğruyoruz.

Güneyce




Anzer Yaylası'ndan dönüş yolunda bir gün önceden izin istediğimiz 1987 yılında yöre halkının ortaklaşa açtığı Geneyce Çay Fabrikasını gezmek için duruyoruz. Rize Ziraat Parkı'ndaki mini fabrika bizi kesmiyor, gerçek bir fabrikayı görmek istiyoruz. Güneyce Çay Fabrikası'nın işletme şefi Fatih Bey bizi karşıladıktan sonra başlıyor fabrikayı anlatarak gezdirmeye. Fabrikalarda fotoğraf çekmeye sınırlı izin verilir malum, izin verilen noktalarda bir kaç kare çekiyoruz. Burası Rize'de gördüğümüz mini fabrikanın büyüğü. Bütün teçhizat benzer. Üretim süreci de aynı zaten. Fatih Bey'den ekstra bilgiler öğreniyoruz. Çay bitkisinin üstten 2 buçuk yaprağının daha kaliteli olduğunu söylüyor bize. Bir de yükseklere doğru çay yapraklarının kıyıya göre daha küçük olduğunu ve bu çay yapraklarından daha kaliteli çay üretildiğini söylüyor. Çay hakkında fazlasıyla bilgileniyoruz.

Anzer Yaylası



Petran Yaylasının doğusunda kalıyor Anzer Yaylası. Köy yoluna indikten sonra beton yoldan yaylaya doğru ilerlemeye başlıyoruz. Yol üzerinde Anzer suyu üretim tesisi olduğu için yol beton yapılmış, engebe filan yok. Anzer Yaylası'na çıkarken dağların yeşiline bir güzellik daha ekleniyor. Rengarenk çiçekler. Ressamların tuvallerinde görüyorduk böyle güzelliği bir de burada görmek nasip oluyor. İtinayla yaratılan doğaya insan eli dokunmamış buralarda.

4 Haziran 2013 Salı

Petran Yaylası'nda Misafiriz




Gezimizin 4. gününde bir değişiklik yaparak Anzer Yaylası'na gitmeye karar veriyoruz. Buradan sonra Ayder'e gideceğiz inşallah. Rize'de Ziraat Parkı'nda çay molası verdikten sonra İkizdere mevkisine doğru yola koyuluyoruz. 56 kilometre sonra İkizdere'deyiz. İkizdere'de yolların durumu ile bir vatandaştan bilgi alıyoruz. Bize Anzer Yaylası'nın yolunun güzel olduğunu ayrıca yol üzerindeki Lazboard ile ünlü Petran Köyü'ne de uğramamızı öneriyor. Yeni ismiyle Meşe Köyü.

Rize



Gezimizin 4. gününde ilk durağımız Rize. Rize merkezi gezdikten sonra yaylalara çıkacağız. Şimdiden heyecanlanmaya başladık bile. Rize merkez, Uzungöl'e 72 kilometre mesafede. Uzungöl'de kahvaltı yapıp hemen ayrılıyoruz. 1 saat içinde Rize'deyiz.

Izgara Alabalık - Uzungöl



Bence Uzungöl'de yenebilecek tek şey var. O da alabalık. Izgara türü yemekler de yapılıyor fakat alabalık burayla özdeşleşmiş olduğu için alabalık yemenizi tavsiye ederiz. Göl kıyısında ve şehrin iç kısımlarında birçok restoran var. Ama Uzungöl gibi doğa harikası bir yere gitmişken göl kıyısına oturmak ister insan. Bu yüzden manzaralı bir yer arıyoruz. Gölün başındaki cami referans noktası Uzungöl'de. Göl tarafından camiye doğru giderken caminin soluna geçildiğinde 3-4 tane kıyı restoranı görülüyor. Bunların hepsinin iyi olduğunu öğreniyoruz. Biz Şeflerin Yeri'ne, en arkadakine oturuyoruz. En güzel manzara bunda var. 

Akşam yemeğimiz; kızarmış alabalık, fasulye kavurma ve tatlı olarak laz böreği. Balıklar geliyor. İkişer tane servis ediliyor. Derisi unlanmış, çıtır çıtır kızarmış servis ediyorlar. Tatları da fena değil. Tereyağı'nda kızartıldığı tereyağının kokusunu da almış. Lezzete lezzet katmış adeta. Tabi yediğimiz kültür alabalığı. Asıl alabalığın, derisinde kırmızı benekler oluyormuş. Bu organik alabalığı dereden tutup yemek lazım. Avlanması yasak olduğu için hiç bir yerde satılmıyor. Bir tanıdık yardımıyla tutturup yiyebilirsiniz diyorlar. Tabi bu durum zor. Karadeniz'de bu işi yapabilecek tanıdığımız yok çünkü. Bakalım yemek bize kısmet olacak mı?

Uzungöl



Gezimizin 3. gününde Sümela Manastırı, Hamsi Köyü, Karaca Mağarası ve Zigana Geçidi'ni turladıktan sonra konaklama için akşam saat 9 gibi Uzungöl'e geliyoruz. Konaklamamızı burada bir motelde yapacağız. Uzungöl, Trabzona 96 kilometre mesafede. Adını kıyısında bulunan gölden almış. Göl, yamaçtan düşen büyük kayaların Haldizen nehrinin önüne bent çekmesiyle oluşmuş. Doğal bir baraj gölü diyebiliriz. Kuş bakışı dikdörtgen şeklinde olduğu için Uzungöl ismini almış. Etrafındaki ladin ağaçları ile hoş bir manzara sunmakta.

3 Haziran 2013 Pazartesi

Karaca Mağarası




Hamsi Köyü'nden ayrıldıktan sonra Gümüşhane otobanından Zigana'ya doğru ilerliyoruz. Zigana bölgesi Gümüşhane ile Trabzon'un arasındaki en yüksek nokta. Eskiden Zigana tüneli yapılmadan bu yol kış mevsiminde kapanıyormuş. Yollar iyileştirildikten ve tünel yapıldıktan sonra bu sorun ortadan kalkmış.

Hamsi Köyü



Hamsi Köyü'ne ulaşım kolay. Maçka'dan Gümüşhane yönünde 10-15 kilometre gidiyoruz, sonra anayoldan köy yolu ayrılıyor. Bir kaç kilometre daha sürdükten sonra Hamsi Köyü'ne varıyoruz. Bu Köyü'n ismi yanıltıcı olmasın hamsisi değil sütlacı meşhur. İsmi de Hamsi köylü bir vatandaştan hamseden geldiğini öğreniyoruz. 5 köy birleşmiş, hamse olmuş. İsmi de sonradan Hamsi olarak değişmiş. Belki de Karadenizliler e harfine zaman zaman i diyorlar. Belki şive ile değişmiştir köyün ismi.

Sümela Manastırı



Gezimizin 3. günündeyiz. Yeşillikler içinde Hıdırnebi Yaylası'ndan inerek Maçka yollarına düşüyoruz. "Maçka yolları taşlı, geliyor sarı saçlı." türküsü eşliğinde asfalt yollardan ilerliyoruz Maçka'ya, Sümela Manastırı'na. Maçka, Trabzon'a 29 kilometre. Sümela Manastırı da Maçka'dan 19 kilometre uzaklıkta.

2 Haziran 2013 Pazar

Akçaabat Köftesi - Akçaabat



Doğu Karadeniz turu yaparsanız programınızı ayarlayın, akşam yemeğini Akçaabat'taki Nihat Usta'nın restoranında yiyin. Köftelerin lezzeti 10 numara. Köftenin yanında piyaz söylersiniz. Dilerseniz Vakfıkebir ekmeği, dilerseniz mısır ekmeyi de yiyebilirsiniz. Denize sıfır konumlanmış bu mekan; lezzet, konum, servis ve fiyat olarak tam not alıyor.

Trabzon



Giresun'dan ayrılıp 131 kilometre daha direksiyon sallayarak hamsinin memleketine varıyoruz. Artık Trabzon'dayız. Karadeniz sahil şeridinde batıdan doğuya gittikçe yeşilin envai çeşidini görmeye başlıyoruz. Bir yanınızda Karadeniz'in mavisi, bir yanınızda dağların yeşili.

Giresun



Fındığıyla ünlü bir diğer Karadeniz şehri Giresun, Ordu'ya sadece 47 kilometre. Bu iki fındık şehri arasına çikolata vadisi yapılarak bölgesel ekonomiye ve turizme katkı sağlanacakmış. Yarım saatlik yolcuktan sonra Giresun'a varıyoruz. Giresun'un dar yollarında panoramik şehir turumuzun ardından Giresun Kalesi'ne çıkıyoruz. Kale şehre hakim bir noktada, Hellenistik dönemde yapıldığı düşünülüyor. Fakat kaleden pek bir şey de kalmamış. Özensiz restarosyonlar nedeniyle de tarihi bir kale izlenimi vermiyor. Ama tepeden Giresun manzarası harika. Aşağıdaki fotoğraf Trabzon yolu yani şehrin doğu tarafı.

Ordu



Ordu'nun batı girişinde 570 metre yükseklikte Karadeniz manzarası sunan Boztepe bulunuyor. Kahvaltıyı burada yapacaktık fakat Ünye'deki açık büfe kahvaltıya denk gelince planımızı değiştiriyoruz. Ünye'den ayrıldıktan sonra yarım saat sonra Ordu'dayız. 60 kilometre Ordu. Doğuya yol aldıkça Karadeniz'in yeşilini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Sağ tarafımız sahil, sol tarafımız alabildiğine fındık tarlaları.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Ünye



Samsun'dan ayrıldıktan sonra Çarşamba yolundan Ünye'ye geliyoruz. Konaklamayı burada yapacağız. Ünye'nin girişinde denize sıfır noktada kurulmuş bir Çadır kampı var. Çınarsuyu Tesisleri. Plaj, piknik, ağaç evlerde ve çadırda konaklama imkanı sunuyor. Tesis müdürü ve çalışanlar çok sıcak karşılıyorlar bizi. Çam ağaçlarının altına çadır kurmamız için güzel bir yer gösteriyorlar. En son Çanakkale gezisinde kullanmıştık çadırımızı. Vakit kaybetmeden kurmaya başlıyoruz. Gezimizin 1. gününü bu şirin mekanda Karadeniz'in hırçın dalgalarının sesleriyle noktalıyoruz.

Bafra Pidesi - Samsun



Pidesi ile nam yapmış Bafra'ya bu gezimizde uğrayamıyoruz. Fakat Samsun'da meşhur pidesinin tadına bakıyoruz. Gezimiz boyunca genelde yöresel lezzetleri, önerilen yerlerde yemeğe çalışıyoruz. Samsun'da Amisos Tepesinde öğle yemeğimizi yiyoruz.

Bafra pidesinin çok çeşidini yapıyorlar. Pidenin üstünü kapatıyorlar, bazı çeşitlerde açık sunuyorlar. İçine koydukları malzeme değişiyor. Aslı, içine kavrulmuş kıyma ile çiğ kuru soğan konularak üstü kapalı olarak servis edileni.

Samsun





Sabah'ın ilk ışıklarında yukarıdaki Samsun' manzarasını görebilmek için saat 5 gibi yola koyuluyoruz. Eskişehir'i, Ankara'yı  bypass ederek yaklaşık 564 kilometre yol katedip, mola için Çorum'da duruyoruz.  Çorum deyince akla hemen leblebi geliyor. Mola yerindeki leblebiciyle yaptığımız kısa muhabbet sayesinde; ham nohutun Tavşanlı ve Denizli yöresinden geldiğini, burada işlenip, satıldığını öğreniyoruz. Ticaret ve marka olmak böyle bir şey işte. Tadına bakmak için yeni kavrulmuş leblebilerden atıştırmalık 100'er gram alıyoruz. Lezzeti aynı, buralardaki leblebilerden farkı yok.

Comments