1 Ocak 2013 Salı

Selanik - Yunanistan



Gezimizin son günü Yunanistan üzerinden Türkiye'ye doğru yolumuzun üzerindeki iki görülesi şehri turlayarak geçecek. Bunlar Atatürk'ün dünyaya gözlerini açtığı şehir Selanik ile sakin bir sahil şehri olan Kavala. Yılbaşı gecesi sonrası sabah erken saatlerde kalkıp, kahvaltıyı otobüste yapmak üzere yanımıza alarak otelimizden ayrılıp yola çıkıyoruz. Makedonya'dan Yunanistan'a geçerken sınır kapısında sıkıntı çıkmasın diye otobüsümüzün önündeki Makedonya afişini kaldırıyoruz. Bilindiği Yunanistan için Makedonya Selanik'ten Üsküp'e kadar olan coğrafi bölgenin adı. Bu sebepten dolayı sınırda Yunanistan polisi zorluk çıkarabiliyormuş. Neyse ki Makedonya - Yunanistan sınır kapısında bizde sıkıntı yaşanmadı. Rutin pasaport ve bagaj kontrolünden sonra, yaklaşık 1 saat sürüyor, Yunanistan topraklarına geçtik.


Yunanistan kara yolları, Bulgaristan ya da Makedonya gibi değil. Yollar çift şerit, otoban, asfaltı düzgün. Dağlar tüneller açılarak geçilmiş. Haliyle yolculuk daha konforlu ve kısa sürüyor. 4-5 saatlik yolculuğun ardından Selanik şehri görülmeye başlıyor. Selanik Yunanistan'nın başkent Atina'dan sonra 2. büyük şehri.

Selanik deyince aklımıza gelen türkü hangisidir? Tabi ki Çalın Davulları... Düğününe 3 gün kala ölen Selanik'li bir gelinin ağzından dökülen ezgiyi dinleyip yazımızı okursanız daha anlamlı olur, düşüncesiyle alttaki videoyu sunuyoruz. Buyurun.



Çalın davulları çaydan aşağıya.
 Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya. 
 Koyun sularımı kazan dolunca.
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya.
 Aman ölüm zalim ölüm.
 Üç gün ara ver.
 Al başımdan bu sevdayı.
 Götür yare ver.

(Türkü'nün aşağıdaki kısım ölen gelinin sevdiği genç tarafından söyleniyor.)
Selanik içinde selam okunur.
 Selamın sedası bre dostlar cana dokunur.
 Gelin olanlara kına yakılır.
Selamın sedası bre dostlar cana dokunur.
 Aman ecel canım ecel.
 Üç gün ara ver.
 Al başımdan bu sevdayı.
 Götür yare ver.

Gezimizi anlatmaya devam edelim. Selanik, Makedonya bölgesinin yönetim merkezi. Şehre girerken Makedonya belediye binası önünden geçiyoruz.


Şehir merkezine doğru ilerliyoruz. Aya Dimitriya (Aziz Dimitrios) kilisesi Selanik’in merkezinde, aynı ismi taşıyan caddenin üzerinde bulunuyor. Aya Dimitriya kilisesi Selanik'teki en önemli kiliselerden bir tanesi. Selanik aristokrasisinden Aya Dimitriya, bir Roma ordu subayıymış. 4. yüzyılda yaşayan Aya Dimitriya Hristiyanlığı kabul etmiş. Roma İmparatorluğu tarafından o devirde dini faaliyetlerde bulunduğu için bir halk hamamının alt katına hapsedilmiş ve sonrasında boynu vurularak öldürülmüş. Sonrasında Hristiyanlar, Aya Dimitriya'nın bedenini öldürüldüğü yere gömmüşler ve geleneklere göre üzerine küçük bir tapınak yapmışlar. Daha sonra üzerine daha büyük bir bazilika yapılmış. İleriki dönemlerde büyük hasarlar gören bu kilise Osmanlı'nın bu toprakları hakimiyet altına almasıyla camiye dönüştürülerek Müslüman halkın hizmetine sunulmuş. 1917 yılında büyük Selanik yangınından zarar gören bu mabet onarılarak 1949 yılında kilise olarak kapılarını tekrar açmış.






Aya Dimitriya kilisesinden ayrılıp aynı adı taşıyan cadde üzerinde yolumuza devam ediyoruz. 300 metre kadar ileride Türk konsolosluğu bulunmakta. Konsolosluk ile aynı bahçede yer alan pembe renkli, cumbalı tarihi bina ise Atatürk'ün evi. 1933 yılında Makedonya valisi evi satın alıp Atatürk'e hediye edilmesine karar vermiş. Ev ancak 1937 yılında boşaltılabilmiş ve anahtarları Türk konsolosluğuna teslim edilmiş. Atatürk'ün doğduğu, çocukluk ve gençlik günlerinin bir kısmını geçirdiği bu ev, günümüzde Atatürk Evi adıyla müze olarak ziyarete açılmış. Bizim gittiğimiz zaman tadilat nedeniyle kapalıydı. 23 Nisanda açılacağı bilgisini öğrendik konsolosluk yetkilisinden. Keşke buraya kadar gelmişken içini görmek nasip olsaydı. Başka sefere inşallah.


Atatürk'ün babası Ali Rıza Bey'in, diktiği rivayet edilen yaşlı nar ağacı bahçe içesinde dallarında bir kaç meyvesiyle zaman meydan okuyor.



Aynı cadde üzerinde Selanik'le ilgili çeşitli hediyelik ve süs eşyaları satan küçük bir dükkan var. 



Atatürk Evi'ni ziyaret ettik. İstikamet Selanik Kalesi. Daracık eski yollardan geçerek tepeye doğru tırmanıyor otobüsümüz. Kalp hastanesi ve her mezarın başında bir mum dikili mezarlığın yanından geçiyoruz. Bu ikisi karşı karşıya duruyor. Mezarlık gece yanan mumlar ile ışıl ışıl oluyormuş. Mezarlığın ışıklı hali hastalara davetiye çıkarıyor tarzında espriler yapıyoruz aramızda.




Otobüslerin birbirlerine yol vererek ilerlediği daracık yollardan geçerek Selanik Kalesi'ne varıyoruz. Selanik'te gün batmaya başlıyor. Enfes bir manzara ile Selanik şehrini seyre dalıyoruz.





Keşke biraz daha zamanımız olsaydı. Buralarda Selanik manzaralı hoş kafeler var. Türk kahvesinden çakma Yunan kahvesini Selanik şehrinde gün batımını seyrederek yudumlardık. Neden çakma diyorum. Meşhur diye alıp evde yaptık. Tadı aynı Türk kahvesi. Biraz araştırınca da Yunanistan'da kahvenin adı 1974 Kıbrıs Harekatı'ndan sonra kahve endüstrisince değiştirildiğini öğrendik. Türkçe kökenli sözcüklerin yerine Yunanca kökenli sözcükler kullanma politikası sonucu Türk kahvesi olmuş Yunan kahvesi. Bu araştırma sonucu neden çakma tabirini kullandım hak verirsiniz.

Neyse, gezimize dönelim. Selanik Kale'sinden sahile doğru ilerleyip Beyaz Kule'ye ulaşıyoruz. Selanik'in simgesi olan bu kule Osmanlı İmparatorluğu tarafından Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmış. Mimarının Mimar Sinan olduğuna dair bazı iddialar var. Fakat günümüzde Venedikli mimarlar tarafından yapıldığı kabul edilmiş. Kule Osmanlılar tarafından farklı dönemlerde kale, garnizon ve zindan olarak kullanılmış. 1912'de Balkan Savaşlarının sonucu olarak Selanik Yunanlıların eline geçince kule, sembolik bir vaftiz uygulaması olarak beyaza boyanmış. Osmanlı döneminde Aslan Kule, Kan Kulesi ve Kalamarya Kulesi adıyla bilinen kulenin günümüz ismi, Beyaz Kule, işte buradan gelmekte. Ancak kulenin rengi beyaz kalmamış, zamanla eski rengine dönmüş.





Selanik'te geçirdiğimiz vakit bu kadar. Ama burada bir gün kalıp daha çok vakit geçirmek isterdik. Çünkü bu güzelliğe doyamadık. Çok keyifli bir şehir. Vize derdi olmasa can sıkıntısına bile gelinir. 

Bir sonraki ve son durağımız Yunanistan'ın Kavala şehri. Kavala'ya yaklaşık 130 kilometre tekerlek döndürdükten sonra varacağız. Kavala yazımızda Kavala doğumlu Mehmet Ali Paşa'yı anlatacağız. Enteresan bir kişilik göreceksiniz. Yazıya erişmek için burayı tıklayınız.

2 comments :

gezi dedi ki...

Çok güzel anlatmışsınız Yunanistan'ı. Bir gün yolum düşerse rehber olacaktır bu yazı.

Adsız dedi ki...

Eline sağlık Kanka...Cafer

Yorum Gönder

Comments