30 Aralık 2012 Pazar

Üsküp - Makedonya



Öğlen saatlerinde Makedonya'nın en büyük şehri ve başkenti, bir ucundan diğer ucu 500 kilometre olan Vardar ovasının tam ortasında yer alan Üsküp'e varıyoruz. Üsküp'teki belediye isimlerinin çoğu Çayır, Ekşisu gibi Türkçe isimler. Şehre girerken "Gazi Baba Belediyesi'ne Hoş Geldiniz" tabelası karşılıyor bizi. 500 bin nüfusluk Üsküp'te 10 bin kadar Türk yaşıyor. Tarihi, İsadan önce 4000 yılına dayanıyor Üsküp'ün Romalılar, Bulgarlar, Sırplar daha sonra da Osmanlılar hakimiyet sürmüş bu topraklarda. Biz Üsküp diyoruz, fakat günümüzde Osmanlı'dan önce kullanılan Skopye ismi kullanılıyor bu şehir için. Bir çok Türk izinin bulunduğu bu ata yadigarı şehri turlamaya başlıyoruz.


Şehri gezmeye, iç kısmı tadilat çalışmaları nedeniyle kapalı olan kalesinden başlıyoruz. Kalenin tarihi İsa'dan önce 4. yüzyıla uzanıyormuş. Tüm medeniyetler boyunca üzerinde hayat olan kale, en son 1963 depremi ile büyük bir hasar görmüş. Günümüze ayakta 121 metre uzunluğunda bir sur, 3 kule ve bolca arkeolojik kalıntı kalmış. 


Kaleyi solumuza alarak devam ediyoruz. Az ilerde, Üsküp kalesinin alt tarafında şehrin tarihi kısmında yer alan Mustafa Paşa Cami bulunuyor. 1492 yılında Yavuz Sultan Selim'e vezirlik yapan Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Mustafa Paşa cami bu topraklardaki Türk mimarisinin ne kadar yüksek bir aşamaya ulaştığını gözler önüne seren en güzel örnek. Depremlerde hasar gören bu camiye en son 2006 yılında TC. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından onarım yapılmış. 


Mustafa Paşa Cami'nin alt kısımlarında kalan bölge de Üsküp’ün en meşhur yerlerinden olan tarihi Türk Çarşısı. Caminin yanından tarihi çarşıya iniyoruz.



Üsküp'te ilk camilerin temelleri 15. yüzyılın ilk yarısında atılmış. Eski çarşının içerisinde yer alan Sultan 2. Murat  cami, bu dönemde inşa edilen en görkemli dini yapılardan biri. 


Asılı afişlerde TİKA'nın Türk dilini ve kültürünü yaşatma çalışmalarını, Üsküp'te de yaptığını görüyoruz. 21 Aralık tarihli Çifte Hamam'da yapılmış bir organizasyon afişi.  


Eski çarşıda gezerken birçok Türkçe konuşan esnafa rastlamak, ince belli bardaklarda demleme çay içmek mümkün. 




Eski çarşıda bir Türk lokantasında öğle yemeği yiyoruz. Sadece köfte yapıyor burası. Tadı fena değil, İnegöl köftesini andırıyor. İnegöl köftesinden biraz daha yumuşak. Baharat kullanmıyorlar. Her ne hikmetse Makedonya'da parmak köftelere kebap diyorlar. Yuvarlak, hamburger köftesi büyüklüğündeki köftelere, köfte diyorlar. 


Taş Köprü'nün yanında bulunan Çifte hamam II Beyazıt döneminde sadrazamlık yapmış olan Davut Paşa tarafından yaptırılmış. Günümüzde sanat galerisi olarak hizmet veren Davut Paşa Hamamı (Çifte Hamam) Üsküp'teki İsabey Hamamı ile birlikte ayakta kalan iki hamamdan birisi.


 15. yüzyılın başlarında Vardar Nehri'nin sol tarafında temelleri atılan şehir, günümüzdeki tarihi çarşıyı içine alan eski Üsküp'ü şekillendiriyor. Tarihi çarşıdan çıkıp şehrin merkezine gelince acayip bir görüntü kirliği ile karşılaşıyoruz. Tadilatta olan binalar, yeni yapılanlar, bir çok anlamsız heykel bulunuyor. Sanki heykeller bedava verilmiş, şehrin merkezine yerleştirilmesi lazım havası var. Şehrin eski kısmında sözde Yahudi soykırım binası yapılmış. Eski binaların arasında çok kirli bir görüntü sergiliyor. Belli ki buralardaki Türk izini kaldırmaya çalışıyorlar. Nüfusun %30'u Arnavut. Arnavutlar ise biraz hırçın olduğu için "Onlar olmasa şimdiye kadar Türk izi kalmamıştı." deniliyor. 

Türk çarşısını arkamıza alarak yürüyoruz Vadar nehrine doğru. Büyük İskender'in babası II. Philip burada da karşımızda, Kiril alfabesini Yunan alfabesini değiştirerek oluşturan Kiril ile Metodius’un heykelleri ile karşı karşıya. Bunlar yarı aziz sayılan şahsiyetler.


Biraz daha yürüyüp, Vardar nehrini iki yakasını birbirine bağlayan şehrin en eski köprüsü olan Taş köprüye varıyoruz. Taş köprü, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Mimar Sinan'ın da köprüye elinin değdiği söyleniyor. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olarak bilinen köprüye, katı taş bloklardan yapıldığı için günümüzde Taş Köprü de deniliyor.

Eski Üsküp tarafından Taş Köprü
Vardan Nehri, şehri ikiye ayırıyor. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının çıkış yeri Vardar Ovası'nın tam ortası, yani Üsküp. İşte buradan çıkıyor iliğimizi soğutan bu hava dalgası. Buradaki insanlar soğuktan muzdariplermiş, ağaçların gövdeleri bile çatlıyormuş zaman zaman.


Köprünün karşısına geçiyoruz. Her yer heykel. Bir fotoğraf çekmek istesek en az 3-5 heykel çıkıyor kadrajda. Alttaki fotoğrafta Vardar Nehri'nin akrşısındaki sağdaki bina Cumhurbaşlığı binası. Henüz tamamlanmamış, inşaat halinde. Sağdaki bir kaç askerden oluşan heykeller ise 19. yüzyılda Osmanlı'ya karşı yapılan sabotaj eylemleri anısına dikilmiş Gemiciler Heykeli.

Yeni Üsküp tarafından Taş Köprü
Büyük İskender'in babası Makedon, annesi Yunan. Fakat Büyük İskender kendini Makedon olarak lanse ediyor. Bunu da Büyük İskender'in Hindistan'a sefere gittiğinde ordusundaki Yunan askerlere ordudan ayrılmalarını, "Ben bir Makedon hükümdarı olarak devam edeceğim." demesinden anlıyoruz. İşte yeni Üsküp'teki, başka tabirle Makedon Üsküp'teki dünyanın en büyük İskender heykeli.


Üsküp meydanında bulunan Büyük İskender heykelini geçip Vardar nehrini arkamıza alarak kafe ve restoranların bolca bulunduğu ana caddede yürüyoruz. Cadde üzerinde sol tarafta kalan Arnavut asıllı ve Üsküp doğumlu misyoner Rahibe Teresa’nın evi yer alıyor. Rahibe Teresa’ya, Hindistan’da ve dünyanın birçok ülkesinde yürüttüğü sosyal yardımlaşma faaliyetleri nedeniyle 1979 yılında Nobel Barış Ödülü verilmiş.



Ana caddeden, Makedonya Caddesi'nden, yürümeye devam ediyoruz. Caddenin sonunda Üsküp Tren Garı bulunuyor. Şu anda işlevini yitirmiş, yani artık tren çalışmıyor. Bina, kent müzesi olarak işlev görüyor. Binanın ön cephesindeki duvar saati, Üsküp’de 1963 yılında meydana gelen büyük depremin Üsküp’ü vurduğu saat olan öğleden sonra beşi on yedi geçe kala kalmış. Üsküp’ün yaşadığı büyük acılardan biri olan 1963 depreminde 2000 civarında kişi ölmüş. 


Tren garından geldiğimiz istikamete geri dönüyoruz. Buluşma noktamıza giderken Ulaştırma ve Denizcilik Bakanlığı binasını görüyoruz. Makedonya'da deniz yok ama bakanlığı var. 


Evet, Üsküp turumuz burada bitiyor. Üsküp, görülesi bir şehir. Osmanlı'ya ait bir çok yapıtın bulunduğu sıcak bir şehir. Ama bir çok heykel ve bina ile bu eserler unutturulmaya gizlenmeye çalışıyor. Yine de bu şehri gezip, görmenizi tavsiye ederiz. Buradan Makedonya'nın bir diğer şehri Ohri ya da Ohrid'e gideceğiz. Konaklamamız orada Avrupa'nın en büyük göllerinden Ohri Gölü'ne sıfır mesafede bulunan çok eski bir otelde olacak. Ohri yazımıza bu bağlantıyı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments