29 Aralık 2012 Cumartesi

Filibe (Plovdiv) - Bulgaristan



Bulgaristan'ın Sofya'dan sonra 2. büyük kenti olan Filibe, Sofya’nın 120 kilometre güneydoğusunda bulunmakta. Filibe, ünlü Makedon kralı Büyük İstender'in babası II. Filip, kör Filip, tarafından kurulduğu için bu isimle anılmakta. 4. yüzyılda yaşayan II. Filip, Trakya üzerine sefere gideceği zaman kasabadaki halk kendisine büyük yardım yapmiş, bu yardım üzerine sefer dönüşü II. Filip bu şehri kurdurmuş. Şehir ilk kurulduğunda Philippoupolis (Filibin şehri) olarak anılmış, zamanla eski Bulgarlar tarafından Plavdiv olarak anılmaya başlanmış. Osmanlı zamanında ise Filibe olarak biliniyor. Günümüzde biz de Filibe adını kullanıyoruz. 


Filibe 14. yüzyılda Lala Şahin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Yani Osmanlı-Türk yönetiminde 500 yıldan fazla kalmış. Zamanla çok zengin bir kent haline gelen Filibe, Türk-İslam kültürüne büyük hizmetler sunmuş. Bu dönemde en güzel Türk şehirlerinden biri haline gelmiş. Nüfus bakımından da Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir merkez olmuş. Ama, 1877 Osmanlı-Rus savaşındaki korkunç kırımdan ve devamlı göçlerden sonra, şehirdeki Türk nüfus çok azalmış. Türkler, daha çok civardaki köylerde yaşıyor. Bu arada küçük bir anekdot vermek istiyorum. Dresden'deki Yenice sigara fabrikasında çalışan Türkler Filibe'den gitmiş 20. yüzyılın başında. Yani Almanya'ya ilk gurbetçilerimiz 20. yüzyılın başında bu şehirden gitmişler. Dresden yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Filibe gezimize devam edelim. Eski Filibe'ye doğru, Filippoli (Philippoupolis) antik kenti, bizim tabirimizle Nöbet Tepe'ye doğru çıkarken Safranbolu evlerine benzeyen cumbalı evler dikkatimizi çekiyor. Evler, sahibinin statüsünü, bazılarında mesleğini anlatan resimlerle süslü.  Burası bir Osmanlı Mahallesi. Osmanlı mahallesindeki Plovdiv evleri, Osmanlı mimarisi ile Yunan, Bizans mimarilerinin harmanlanmasıyla yapılmış ve Plovdiv mimarisi adıyla bu yörede nam yapmış. Bu heybetli evlerin sahipleri, Osmanlı zamanında zenginleşen halk tarafından Türk olarak bilinen Yahudi ve Ermeniler imiş. Kendileri Bulgarlara göre Türk pasaportu sahip oldukları için Türk bilinmişler. UNESCO tarafından 2004 yılından beri koruma altında bu evlere, 8 yıldır çivi bile çakılamıyor. Bazıları müzeye dönüştürülmüş.


Filibe, bugün, ne yazık ki, Türk karakterini hayli kaybetmiş olan bir Bulgar şehri görünümünde. Binalar, sokakları, konaklama yerleri, kafeleri, lokantaları ile durum böyle. Bu yüzden eski Filibe'den kalma Türk evlerini görünce bir ferahlık hissediyorsunuz. Hisar kapısından geçerek eski Filibe'ye varıyoruz.


Alttaki görkemli yapı Danço'nun evi.





Alttaki fotoğrafta görüldüğü gibi, yeni yapılar betonarme fakat mevcut mimariye uygun aslına benzer yapılıyor. Bu sayede mevcut yapılarla ahenkli, görüntü kirliliği oluşturmuyor.


Nöbet tepede, antik tepede, bir altar karşılıyor bizi. Bu tepede bir kale ve antik tiyatro varmış, ama şu an sadece kalıntıları mevcut. Bu tepe Filibe'deki 7 tepeden biri. Günümüzde 6 tepesi kalmış.Tepeler hala Türk isimleriyle biliniyor. Bunardjik (Pınarcık) Tepe, Djendem (Cehennem) Tepe ve üzerindeki saat kulesinden dolayı Türklerin bu adı koyduğu Sahat (Saat) Tepe. Adını Romalıların Filibe’ye verdikleri isimden alan Trimontium bölgesi diğer üç tepeden oluşuyor. En büyük ve en yüksek olan Djambaz (Cambaz) Tepe (285m), Taksim Tepe ve bizim gezdiğimiz Nebet (Nöbet) Tepe. 


Tepenin diğer tarafından ise Sovyet dönemden kalma toplu konutlar, şehrin çirkin tarafını oluşturuyor.


Nöbet tepede Etnografya Müzesi mutlaka görülmesi gereken bir yer. Burası eski şehrin en büyük evi. Gerçek bir şaheser olarak tanımlanan ev, bugün etnografya müzesi olarak ziyaretçilere açık. 



Şehrin dar sokakları ve kaldırım yollarında yürürken, adeta tarihin sayfalarını teker teker geriye doğru çeviriyoruz.


Nöbet Tepe'de küçük kafeler ve incik boncuk satan dükkanlar da bulunuyor.


Nöbet Tepe'den inince tarihi ipek yolunun buradan geçtiğini öğreniyoruz. 


Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi’nin ifadesiyle Filibe, "Dokuz adet, yamru yumru boz kayalık tepeler üzerine, dereler arasına kurulmuş." Filibe’de 17. yüzyılda 53 cami, 70 okul, 9 medrese, 7 darülkurra (Kur'an okuma yöntemlerini (tecvidi) öğreten medrese bölümü), 11 tekke, 8 hamam, 9 han, kervansaray vb. varmış. Bu camilerden günümüzde ayakta duran ve kentin en önemli yapılarından biri olan 15. yüzyılda İkinci Sultan Murat tarafından yaptırılan Muradiye Cami. Camiye halk bugün Ulu Cami da Cuma Cami de diyor. 

Merkez de bulunan Cuma camiyi ziyaret ediyoruz. Caminin az da olsa bir cemaati var.



Cuma cami minaresineki hilal ile uzaktaki bir kilise hacı aynı karede. Filibe'de bir çok hristiyan mabet de mevcut. Yol üzerinde karşılaştığımız kiliselerden bir kaçı...






Trafiğe kapalı İvan Vazov bulvarından (alışverişin bulunduğu şehrin en işlek caddesi) ayrılıp, Cambaz tepe ile Taksim tepe arasında bulunan amfi tiyatroya gidiyoruz. Genellikle amfi tiyatro olarak anılsa da aslında geleneksel bir Roma Tiyatrosu. 2. yüzyılın başlarında Roma imparatoru Trajan tarafından yaptırılmış.


Filibe'nin görülmeye değer çoğu yerini turladık. Son olarak da amfi tiyatroyu da gördükten sonra ayrılma vakti geliyor. Bir sonraki durağımız başkent Sofya. Sofya yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Zamanın ve onlarca tahribatın güçlü yıkımına karşın Osmanlı’nın bıraktığı izlerin hala açıkça görüldüğü bu şehri, fırsat bulup turlamanızı tavsiye ederiz.

Filibe'den son kare...

3 yorum :

Adsız dedi ki...

filibeyi çok beğendik fırsat buldukça gidioruz. ilk bir iki gezimizde yemek sorunu yaşadık fakat daha sonra helal et kullanan antik turkish restoranı keşfettik ve o sayede bu sorunumuz ortadan kalktı. fırsat buldukça filibeye gidioruz. çok güzel yaşanıcak bi şehir...

Adsız dedi ki...

Benim memleketim.. Çocukluğum.. Uzun süre küstüğüm gitmediğim ama son 2 senedir gittiğim ve oradan bir ev bakacak kadar aklıma yatan güzel şehir.
Benim için en büyük sorun tabii ki helâl yemek.. Üstteki yorumu dikkate alıp bi dahakine oraya gideriz artık. :)

Adsız dedi ki...

Açıkçası menüsünde envai çeşit alkollü içki bulunduran ve yarı çıplak dansöz oynatan (Forsquare) bir müessesenin etlerinin "helâl" olması bana güven vermiyor..

Yorum Gönder