2 Eylül 2012 Pazar

İtalya Yolculuğu



Evlenmeden önce her yıl başka bir ülkeye gitmeye dair planlarımız vardı. Bu planlarımıza geçen yıl balayında Orta Avrupa’ya giderek start vermiştik. Bu yıl da Avrupa’dan devam edelim istedik. Hem bir Akdeniz ülkesi olarak kendimize yakın hissettiğimiz hem de 2000 yıllık tarihini ve dünya harikaları arasına giren eserlerini oldukça merak ettiğimiz İtalya’yı kendimize rota olarak seçtik. Güneyden kuzeye İtalya'yı turlayacağız.

Vatikan



Turladığımız Yerler:

Zamanında dünya nüfusunun dörtte birini barındıran topraklara sahip olan Roma İmparatorluğunun bugünkü varisi olan İtalya, bugün Türkiye’nin yüz ölçümünün yarısından daha az topraklara sahip, çizmeyi andıran bir yarımada üzerine üzerinde kurulmuş. Bir yarımada üzerinde olduğundan ülkenin her yerinden denize ulaşmak mümkün, en uzak nokta olan iç kesimlerde bile bu mesafe 80 km.yi pek geçmiyor. Akdeniz’in en büyük adası olan Sicilya da bu ülkeye bağlı adalardandır.

Ülkede hakim iklim Akdeniz iklimi olup, oldukça sıcak ve güneşli gün sayısı fazla olan bir ülke İtalya. Bu da onu diğer Avrupa ülkelerinden ayıran önemli özelliklerinden birisi. Belli ki bu iklim ülke insanlarını da etkilemiş, sokakta yürürken kendinizi bir Avrupa ülkesinde değil de Türkiye’de bir Akdeniz şehrinde hissedebilirsiniz. Bağırarak konuşan insanlar, korna sesleri, duvarlara yazılmış yazılar, sokak satıcıları ve diğer Avrupa şehirlerinde göremeyeceğiniz birçok tanıdık detay İtalya’da sizi bekliyor olacak.

İnsanları çok sıcak ve candan. Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla yaşlı nüfus oldukça fazlaydı, ancak İtalyanlar uzun ömürlü olmalarıyla da meşhur olduklarından bize öyle gelmiş olabilir mi diyerek, dönüşte internette ufak bir araştırma yaptık ve dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ülkesinin İtalya olduğunu öğrendik (Dünya Bankası 2000 yılı verilerine göre). Kanunlarındaki açıklar nedeniyle, çok fazla göçmen nüfus da alan bu ülkenin nüfusu 60 milyonu aşmış vaziyette. En büyük şehirleri ise Roma, Milano, Napoli ve Torino.

Güçlü bir ekonomisi olmakla birlikte (dünyanın yedinci büyük ekonomisi), ülkedeki en karlı sektör tabii ki turizm. Endüstiyel şirketler daha çok kuzeyde yoğunlaşmış, ülke ekonomisini ayakta tutan da kuzeyliler diyebiliriz ama gerek kurtuluş savaşının güneyden başlaması gerekse İtalya’yı İtalya yapan, onu Dünya’da ünlendiren unsurların güney menşeli olması kuzeyin güneyden vazgeçememesine neden oluyor. Güneyde ise devlet destekli tarım alanları yaygın, seracılık ve bağcılık gördüğümüz kadarıyla oldukça yaygın. Moda ve tekstil sektörü de oldukça önemli.

Katolik mezhebinin merkezi olan Vatikan devletine ev sahipliği yapan İtalya’nın nüfusunun %88’i bu mezhebe bağlıdır. Hıristiyanlık dışında diğer dinlere inananların sayısı ise oldukça azdır. Buna rağmen ülkedeki en eski azınlıklardan olan Yahudilere ait dünya üzerindeki en önemli beş sinagogdan biri Roma’dadır.

Tarih ve din üzerine İtalya’da anlatılacak çok şey var elbette ama bunlara geçmeden önce İtalya gezimiz hakkında genel bir bilgi vermek ve bizi etkileyen veya bize tuhaf gelen yönlerinden bahsetmek istiyoruz. Programımız o kadar dolu dolu geçti ki ayrıntılara dalacağımız ilerideki bölümlerde bunlar için vakit bulamayabiliriz.

Günlük hayatta karşılaştığımız, bazılarımızın belki inandığı birçok batıl inancın ve deyimin merkezi İtalya’ymış, bunu öğrendik. Bunlara yeri geldikçe değineceğiz. Birçok deyimin kaynağı yine burada geçmişte yaşanmış olaylara dayanıyor.Romeo-Juliette aşkı bu topraklar üzerinde yaşanmış bir hikâyeye dayanıyor.

Ülkenin kuzeyi ve güneyi arasında oldukça büyük farklar ve tatlı sert bir rekabet var. Bu rekabet televizyon ekranlarındaki yarışmalara bile konu olmuş. Bizim gezimize başladığımız yer olan güneyde göçmen nüfusunda fazla olmasının etkisiyle kurallara pek uyulmuyor. Kuzeyde heryerde kaportası dağılmış arabalar görebilirsiniz, İtalya’da sigorta şirketleri Napoli’li arabaları sigorta etmiyorlarmış. Bu nedenle arabalar da pek lüks değil, küçük arabalara çok rastlıyoruz, bunların kaldırıma dik park etmeleri de bizi epey güldürüyor. Mafya ailelerine ait büyük malikaneler dışında konutlar da oldukça sade. Kuzeye gidildikçe refah seviyesi de artıyor.

İtalya’ya gitmeyi düşünüyorsanız, çok fazla turist alan bu ülkede yankesiciliğin oldukça fazla olduğunu bilmenizde fayda var. Rehberimiz bizi otobüsten iner inmez uyarıyor, ülkede suç oranlarının oldukça düşük olduğunu fakat düşük oranda işlenen bu suçların %80’ini hırsızlığın oluşturduğunu anlatıyor. Bizdeki gibi bir gasp olayına pek rastlanmıyormuş aslında, yani kimse paranızı almak için sizi darp etmiyor ama siz ne olduğunu bile anlamadan cüzdanınız cebinizden uçup gidebiliyor. Birkaç yıl önce İtalya’ya giden ablamlar da burada cüzdanlarını çaldırmışlardı. Tatilinizi karakollarda geçirmek istemiyorsanız, biraz dikkatli olmakta fayda var. Bir diğer uyarıldığımız nokta da sivil polislerdi. Sokaklarda sivil polis bulunmuyor, sokakta polis kimliği gösterip sizi aramak isteyen sivil birine rastlarsanız bilin ki o yankesici. Veya bir restoranın önüne oturdunuz, size servis yapan garsonu aklınızda tutmanızda fayda var çünkü garson giyinimli yankesiciler hesap için vereceğiniz parayı almak için ortalarda geziyor olabilirler, zaten yeme-içmenin pahalı olduğu böyle bir ülkede iki kere hesap ödemek istemezsiniz. Restoranlardan bahsetmişken yeme içme kültürü ile devam edelim. Tabii ki pizza ve makarna başlıca yemekleri. Pek sağlıklı bir yemek alışkanlığı olmayan İtalyanlar, pizza ve makarnayı daha çok öğle yemeğinde tüketiyorlar. Makarnalara sosu bizdeki gibi piştikten sonra karıştırılmıyor, beraber pişiriliyor. Napoliten pizza kurtuluş savaşı yıllarında yenen bir yemekmiş, tarihi o zamanlara dayanıyor, Türkiye’de de bilindiği gibi hamuru ince oluyor, tercih edileni taş fırında pişmesi, genellikle de böyle yapılıyor zaten ve tadı oldukça güzel, peyniri çok kullanıyorlar, yoğun bir peynir tadı oluyor ve en ilginci pizzayı ekmekle beraber servis ediyorlar. Pizza sosuna ekmek banarmış İtalyanlar, bu getirilen ekmek ve ekstra peynir için genellikle ek bir ücret talep ediliyor. Yeme içme bize pahalı geldi, ortalama bir restoranda bir pizza, bir makarnadan oluşan iki kişilik yemeğe 25 euro civarında bir para ödüyorduk, aynı paraya Türkiye’de çorba, salata, tatlı, içecek her şey dahil bir et menüsü alınabilir. Başka ülkelerde pek rastlanmayan bir uygulama var bütün İtalya’da, lokantalarda örtü ücreti diye bir ücret var, kişi başı alınıyor, eğer masaya oturup yiyecekseniz ortalama 2 Euro civarında bir ücret ödüyorsunuz. Biz kimi yerlerde oturmadan önce pazarlık ederek bu ücreti ödememeyi başarmıştık, denemekte fayda var. Hemen hemen her alışverişte pazarlık ettik zaten. Özellikle sokaklarda tanınmış İtalyan markalarının başarılı taklitlerini satan sokak satıcıları söyledikleri fiyatın yarısının altına satış yapıyorlar, ilk istenen fiyatı hemen vermeyin. Sokak satıcıları oldukça fazla, ara sıra devriye gezen polis ekiplerini gördükleri anda tezgahı toplayıp kaçıyorlar ama aradan çok geçmeden aynı satıcı bu kez aşk çeşmesinde gül satarken veya para karşılığı fotoğraf çekerken görebilirsiniz. Türk ziyaretçilerin de çok olduğunu ‘bir euro, bir Euro, sudan ucuz’ diye bağırmalarından anlayabiliyoruz.

İtalyanlar keyiflerine çok düşkün bir millet. Bizdeki bugünün işini yarına bırakma atasözünün tam tersi atasözleri var, hayat felsefeleri canın ne istiyorsa bugün onu yap, olması gereken olacağı vakit gelince kendiliğinden olur zaten. Bu çalışma saatlerine de yansımış. Saat 10’dan önce kimse işe başlamıyor. Devlet daireleri 14’ te paydos ediyor. Devlet dairelerinde işi olanlar için özel sektör 132te öğle arasına çıkıyor ama öğle arası biraz uzun iş başı 16’da yeniden başlıyor, 19’da bitiyor. Buna rağmen İtalya Avrupa’da mesai saatleri nedeniyle en çok grev yapan ülkelerden biriymiş, inanılır gibi değil! Spora çok önem veren bir millet, herkes sabah erken kalkıp sporunu yapıyor. Pek zengin bir kahvaltı kültürleri yok, kahvaltı anlayışları kahve ve kuruvasandan ibaret, onu da evde hazırlamak yerine hemen hemen her mahallede bulunan salonlarda yemeği tercih ediyorlar. Kahveye çok önem veriyorlar, kendi kahvelerini dünyadaki en güzel kahve olarak görüyorlar ve zincir kahvelere asla gitmiyorlar. Aslında zincir marketlerin hiçbirini sevmiyorlar. Sokaklarda süpermarket bulabilmeniz oldukça güç. Alışveriş merkezlerine pek rastlamıyorsunuz. Küçük butiklerden mahalle bakkallarından alışveriş etmeyi seviyorlar.

İtalya yüz ölçümü olarak çok büyük olmasa da gezilecek görülecek yerleri oldukça fazla. İnternet üzerinde satılan turlar çok çeşitli, zaten İtalya dünyanın en çok Turist alan bölgesi. Biz hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemediğimiz için bu turlar içerisinde en kapsamlı ve en uzun olanlardan birini seçiyoruz. 7 gece 8 gün sürecek yolculuğumuza, Oğuz Han’ın üniversiteden arkadaşı Cafer ve eşi Sinem ile birlikte, İstanbul üzerinden kalkan uçağımızla başlıyoruz. Turda toplam 3 grup var, her biri 50-55 kişiden oluşuyor. Tur içeriği aynı olmakla birlikte seçilen otellere göre gruplar ayrılıyor. 4 çeşit otel var: şehir dışı otellere bizim turda katılan yoktu, şehir içi olarak adlandırılan oteller merkeze 15-17 km uzaklıkta iki vasıta ile merkez gidilebilen oteller oluyor ki biz de bu tür otellerde kaldık, merkez oteller diye bahsedilen oteller merkeze tek vasıta ile gidilebilen oteller, bir de merkezin merkezi diye tabir edilen direk merkezde yer alan oteller var.

2 comments :

Adsız dedi ki...

Oğuzhan İtalya'ya tavsiyenle gideceğiz inşallah...
Bilgilendirmeler çok güzel, görüşmek üzere

Ahmet GÖKÇE :)

Oğuz Han Şenferah dedi ki...

İlk günler yazdım ama arkasını henğz getiremedim. Beraber de gezeriz inşallah. Marmaris dönüşü ya da giderken rotayı Kütahya'dan geçirin lütfen. Bekliyor olacağız...

Yorum Gönder

Comments