26 Ağustos 2012 Pazar

İtalya - Pompei




İsa'dan önce 7. yüzyılda bir Yunan şehri olarak kurulmuş Pompei harabeleri, Napoli şehir turundan sonra vardığımız nokta. Pompei, Romalıların Galya'yı ele geçirdiği dönemde Roma'ya bağlanmıştır. O zaman kadar Pompei halkı tarım ve ticaretlerle uğraşıyormuş. Pompei önemli bir ticari Yunan şehriymiş. Şehir Romalıların eline geçtikten sonra içi boşaltılarak işsizlerin, aylakların yaşadığı bir şehir haline gelmiş. Taki, İsadan önceki 2. yüzyıla kadar. Sonrasında yine ticari hayat gelişmiş ve Pompei ticari merkez haline gelmiş. Neden Romalı buraya gelmiştir? sorusu bizi Nero dönemine kadar götürür. Romayı kim yaktı denildiği zaman karşımıza çıkan isim Neron'dur. Nero Roma'yı yakmış mı? evet yakmış fakat bildiğimiz gibi kibrit çakarak yakmamış. Nero'nun Roma'yı yakmasının nedeni Roma yanıp kül olduktan sonra Romayı tekrar inşa etmesi, bu inşanın tamamlanması için halktan bolca vergi alması. İşte Nero, Romalıyı ağır vergilerle yakmıştır. O kadar çok vergi almış ki en son halk "yaktın bizi Nero!" demiştir. Bu dönemde Romanın 2 sınıfı, soylular ve halk ağır baskı altında yaşamakta. Ağır baskıdan bunalan ve çözüm arayan soylu sınıfı, imparatordan uzak bir yere yerleşmeyi düşünürler. Ama o dönemde bu sınıfın imparatordan uzaklaşmak gibi bir lüksü yok. Bu süreç, Roma imparatorluğunun toprak tanrısından, güneş tanrısına inanmaya başladığı süreçtir. Bu süreçte, soylu sınıfı Nero'na "Biz size Roma'nın tekrar inşa edilmesinde yardımcı olmak istiyoruz. İzin verirseniz biz bir güneş tapınağı yapmak istiyoruz." derler. Bu fikir Nero'nun hoşuna gider. Para cebinden çıkmadan bir tapınak yapılacağı için kabul eder. Sonra nereye yapılacağını sorar. Soylu sınıf der ki: "Güneşe doğru gideceğiz.". Güneşe doğru giderken Roma sınırları içindeki en son noktaya tapınağı inşa edeceklerini söylerler. Fikir kabul edilir. Ve soylu sınıfı güneşe doğru yola çıkarlar. Ana karanın denizle buluştuğu son noktada Pompei şehriyle karşılaşırlar.

Pompei şehrinin Romalılarla tanışması kısaca 3 soru ve cevapla özetlenebilir. Kim geldi? Neden geldi? Asıl neden geldi? Kim geldi sorununa cevap olarak: İÖ 2. yüzyılda Romanın Patrici (Patriçi okunur) denilen soylu, asil ve en zengin sınıfı geldi. Neden geldiler sorusuna cevap: Patriciler tapınak yapmak için güneşe doğru yürüdüler, karada en son nokta olan Pompei'ye geldiler. Asıl neden geldiler sorusunun cevabı ise: tapınak yapma bahanesiyle imparatordan kaçmak için geldiler. 
Pazar Yeri İşareti - Yağmur Oluğu
Yollardaki Fosfor Taşları
Roma toplumu hiyerarşik bir toplumdur. Herkes her yerden alışveriş yapamaz, herkes her yerde yıkanamaz, herkes her sokakta oturamaz vs. Yani herkes hiyararşik yapıda kendi seviyesine göre hareket eder. Ama toplum huzurludur. Çünkü en önemli olan yiyecek boldur. Soylu sınıfın içinde de hiyerarşi vardır. 

Romalı değilsin. Ve şehre gelmişsin. Zaten Romalı olmadığın için her yere giremezsin. Dilini de bilmiyorsun. Şimdi sorun başlıyor. Bir binanın önünden geçiyorsun fakat ne olduğunu bilmiyorsun. Bu sorunu ortadan kaldırmak için yollara ve binalara işaret konulmuş. Örneğin yukarıdaki yol üzerinde altıgen işaret var. Bu altıgen pazar yeri anlamını taşıyor. Altıgen eğer büyük ise bütün halk ve Roma dışından gelenler bu pazar yerinden alışveriş yapabilirler, küçük ise sadece soylu sınıfı yapabilir anlamına geliyor. 

Şehir 2 kısımdan oluşur. Yunan dönemi ve Roma dönemi. Yunan dönemi daha koyu renklidir. Roma sütunları ise daha beyazdır. Bu da hangi yapının hangi dönemden kalma oluğu bilgisini veriyor. Bir de altyapı Roma döneminde inşa edilmiş. yunan döneminde altyapı yok. Yunan döneminde altyapı olmadığı için yollar eğimli yapılmış. Yağmur suyu aksın diye. Yolların kenarlarında ise yağmur olukları var. Yolların kenarlarına doğru akan su evlere, binalara girmesin diye.  Ayrıca sokakların bir kısmı at arabalarına kapalı. Yine hiyerarşiye göre yerden yükseklikleri farklı. 

Roma aşırı yayılmış Roma vatandaşı olmak güzel bir şey. Ancak vatandaş olmak için 3 kural var. Birincisi; Latince. Latinceyi öğreneceksin. İkincisi; banyo yapacaksın. Bilmiyorsan banyo yapmayı öğreneceksin. Üçüncüsü; tanrıya inanacaksın. Tanrı serbestliği var. Fakat inandığın tanrı işlevsel olacak. Tanrı nasıl işlevsel olur?  Toprak tanrısı işlevsel. Topraktan gelen mahsullerle karın doyuyor. Güneş tanrısı keza işlevsel. Bunların içinde bir tek tanrı var ki; ay tanrısı. Ay, gece aydınlatır. Yeteri kadar aydınlatır mı? Aydınlatmaz ama Roma aydınlatmasını sağlamıştır. Temel prensip şöyle; orta çağda insanlar birbirlerine bakmaya korktukları için yere bakarak yürüyorlar. Caddelerin üzerinde dağınık duran fosforlu çakıl taşları yerleştirmişlerdir. Bu sayede gece yön bulma ay ışığında reflektör görevi yapan bu taşlar sayesinde kolaylaşmıştır. Yani, ay tanrısına işlevsellik sağlanmıştır. Hiyerarşi olduğu için önemli kişilerin binalarında bu fosfor taşları çok sık yerleştirilmiştir. 


Yunanlılar döneminde toprak tanrıçası adına inşa edilen ait olan tapınak. Daha önce bahsettiğimiz soyluların Pompei'e gelme nedeni tapınak yapmak idi. Tapınak, toprak tanrısı tapınağının üzerine ilaveler yapılarak inşa edildi. Romalı Toprak tanrısına nasıl inanmaya başlıyor? Romayı kuran ilk kral Albano döneminde tapmaya başlıyor. Kral Albano, sarayında dolaşırken sütunlardan aşağı inen bir yılan görüyor. Hemen yardımcılarını çağırıyor. Bu nedir diye araştırılırken bir kadın ortaya çıkıyor. Halkının içinde görmediği, yabancı bir kadın. Kadın demiş ki: "Elimde 3 tane kitap var. 3 kitabı sana veririm, karşılığında 500 altın isterim. Kral kadını kovmuş. Kadın kitaplardan birini yakıp, diğer 2 kitabı krala uzatmış, karşılığında 500 altın istemiş. Yine kovulmuş. 1 kitabı daha yakmış. Karşılığında 500 altın istemiş. Son kalan tek kitabı kral 500 altını verip almış. Sonrada bu kadınlara danışmadan hiç bir şey yapılmamış. Kimdir bu kadınlar? Kahin kadınlar. Anadolu da Kibele, Roma'da İsis olarak tanınır. Mağaralarda yaşayan, yerin altıyla üstü arasındaki iletişimi sağlayan kadınlar. Yazılı dinler tarihi başlamadan önceki ilk yazılı metin olma özelliği taşıyor bu kadının kral Albano'ya verdiği kitap. Kral bu kitabı, bu bölgeye gömüyor. 

Toprak tanrıçasına danışılmadan hiç bir şey yapılmıyor. Sezar dönemi gelmesiyle Mısır ile temas kuruluyor ve güneş tanrısıyla tanışılıyor. 2 tane tanrı oluyor. Daha doğrusu bir tanrıça, bir tanrı. Roma İmparatorluğunda tanrıça varken, senatosunda kadın var. Tanrıça, tanrı olduğunda ise kadın sokağa bile çıkamıyor. Kime tapınılıyorsa, o tanrının kimliği, cinsiyeti toplumu böyle etkilemiş. Önce toprak tanrıçası, sonra güneş tanrısı ile eşit, sonra güneş tanrısı. Böyle 100 yıllık bir geçiş süreci yaşanmış. Toprak tanrıçasına kıtlık olduğunda, sel olduğunda dua ederken, önce topraktan gelen şeyleri getiriyorlar, meyve getiriyorlar.Sonra din yozlaşıyor. Para getirmeye başlıyorlar. Sonra din biraz daha yozlaşıyor. Canlı adak getirmeye başlıyorlar. Koyun, kuzu ne varsa. Sonraları bu iş için yetiştirilen, beyinleri yıkanmış kadınları dua ederken getirmeye başlıyorlar. Yukarıdaki fotoğrafta kadının konulduğu ana sunak görülüyor. Bakire kadın getirilir, ana sunağa yatırılır, göğüs kafesi canlıyken kesilirmiş. 12 tane kahin, 1 tane baş kahin var. Baş kahin kalbi güneş tanrısına hediye edermiş. Toprak tanrıçasını da kadının kanıyla ödüllendirilmiş. Ama kanın ziyan olmaması için 12 kahin iletken oluyormuş. Onlar geldiğinde elini kaldırırmış kan fışkırmış, damarı kapatmış. Diğeri de aynı şekilde, hızlı hızlı, döne döne kan toprağa iletilirmiş. Baş kahin kalbi bir eliyle kalbi kaldırıyor. Diğer eli aşağıda, damarı kapatıyor. Diğer kahinler de aynı pozisyonda dönerek gelip, kanı alıp, toprağa iletiyorlarmış. Mevlana'nın tasavvufi düşüncesi çok farklı fakat ayinlerin çıkış şekli bu ritüel ayinlere çok benziyor. 

Roma dönemi eserleri açık renkli diye bahsetmiştim. Bu tapınakta görüldüğü gibi ayakta kalan tek sütun Roma dönemine ait güneş tanrısı için, mevcut tapınağa ilave edilen sütun. sütunun üzerinde güneş saati bulunuyor. 


Vezüv yanardağı kocaman bir dağ. Romalı her şeyi biliyor. Romalı, İsadan önce deniz atının çift cinsiyetli olduğunu bile biliyor. Yerin altında sıcak su var, hamamlar var. Fakat bu sıcak su nereden geliyor diye düşünmemiş. Volkan ne? Yanardağ ne? ama bunlar bilinmiyor. Romalının literatüründe yok. Bilinmemesinin sebebi Vezüv'ün 2000 yıldır sessiz bir dağ olması. 

Buraya gelen zengin Romalılar imparatordan uzakta. Yönetici yok. Baskı yok. Para var. Ve zamanla bir dejenerasyon başlıyor. Bu dejenerasyon aklın almayacağı boyutlara ulaşıyor. Bizim aklımızın alacağının 3-5 katı. O derece. Uyuştutucu, içki, eğlence, zevki sefa, sapkınlık kol geziyor... Pompei'in sonu gerçekten trajik bitiyor. Peki ne oluyor? İsadan önceki 1. yüzyılda mağma tabakasında hareketlilik başlıyor. Lav tabakası kaynar sudan 100 milyar kat sıcak. Bu şehre lav değmiş olsa hiç bir kalıntı bulunmazdı. Lav değmemiş. Lav, mağmadan yukarı doğru çıkmaya başlıyor. Bu sırada hafif depremler oluyor. Fakat kimse duymuyor. Aldırmıyor. Yanardağın ağzındaki taşlar yanıyor. Küle dönüyor. Lavın kapladığı alan azaldığı için, lav dibe çöküyor. Bu şekilde dağın içi boşalıyor. Üzeri yanan taşların külleriyle kapanıyor. Sonrasında, yanardağ ağzında oluşan basınçla kül saatte 200km hızla atmosferin 19km yukarısına fırlıyor. 19km yukarıdaki kül küçük küçük sünger taşına dönüşüyor. Ve yeryüzüne yağmaya başlıyor. Başımıza taş yağacak! İlk başına taş yağan halk: Pompei halkı. Saatlerce taş yağıyor. Bu taş yağmurundan kaçabilirlerdi. Fakat zengin oldukları için, eğer taş yağmuru biter ve hayat normale dönerse. Bıraktıkları malı mülkü bulamayabilirlerdi. Önemli mallarını kölelere bıraksalar. Köleleri değerleri malları alıp kaçabilirdi. Bu sebepten dolayı, bir kısım insan köleleri eve zincirleyip kaçmaya çalışmış.  Bir kısım insan başlarına aldıkları taş darbelerinden dolayı ölmüş. Roma inşaat alanında iyiydi. Evlerimiz sağlam, taş yağsa da içinde bize zarar gelmez diyerek, bir kısmı evlerini terk etmemişler. Taş yağmuru saatlerce sürmüş. Köle kaçmak istese de belinden zincirle bağlı olduğu için kaçamamış. Evlerde kalanlar her yer taş dolduğu için kapıları açamamış. İlk ölenler, yani kafasına taş gelenler ve evlerde havasızlıktan ölenler şanslı. Her yer kül ve çok sıcak. Tehlike geçtiği anda geri gelenler olmuş. İçlerine çektikleri sıcak havanın içinde bulunan bol miktarda kül, boğazlarında çimento etkisi yapmış ve acı çekerek ölmüşler. 3 tip ölüm yaşanmış. Birincisi; başlarına taş düşüp ölenler. İkincisi; kül soluyan ve ölenler. Üçüncüsü ise; dünyanın nasıl olsa sonu geldi. Son anlarımızı da zevkle geçirelim deyip, normal termal şok ile ölenler. Taş yağmurundan ve bütün şehir öldükten sonra. Yanardağdan gelen lavlar bütün şehri bürüyüp. 7 metreye bulan lav taşları oluşturmuş. 

Yıllar sonra, Roma harabesi  sandıkları bu yere bir arkeolog geldi. Mahalleri, evleri keşfetti. Sonrasında şaşırtıcı halde  anlattı. Böylelikle Pompei şehri keşfedildi. 1900'lü yıllarda kazı çalışmaları yapıldı. Evlerin üstün yapılan kazılarda karşılaşılan boşluklara kireç dolduruldu. Ve lav taşları etrafından kazındı. İnsan bedenleri bu sayede gün yüzüne çıktı. Kısacası; burada, zamanın en ileri medeniyetine sahip, fakat zevke dalmış bir kavim saatler içinde helak oluyor. Yıllar sonra da taş kesiliyor.

Yukarıdaki taşlaşmış cesedin bir köle olduğu beline bağlı kemerden anlaşılıyor. Taş yağmuru başladığında, zenginler bu kemerden köleleri kaçmasınlar diye evlere zincirlemişler. Az önce anlatmıştık.



Pompei şehrinin bir pazar alanı var. Yukarıdaki fotoğrafta görüleceği gibi bir çok bölme var. Burada tezgahlar kuruluyormuş. Bu bölmelerde taze balık ve tavuk alanları da varmış. Burada yetiştirip satıyorlarmış. Ticarete çok önem veriyorlar. 











Pompei anlat anlat bitmiyor. Her yerde bir anlam, bir mana. Şehir o kadar iyi korunmuş ki şehri gezerken sanki o çağlarda yaşıyorsunuz hissi veriyor. Çok antik şehir gördük. Ama burası kadar kasvetli ve korunmuş bir şekilde günümüze ulaşanı görmedik. İbret alınması gereken helak olayı da hakikaten etkileyici. Pompei'e kesinlikle gidilmesi mümkünse bir rehber eşliğinde gezilmesi gereken bir yer. Bu bağlantıdan İtalya ile ilgili ayrıntılı bilgi alıp, diğer turladığımız yerlere ulaşabilirsiniz.

0 comments :

Yorum Gönder

Comments