26 Ağustos 2012 Pazar

İtalya - Napoli




İtalya turumuza güney Napoli'de panoramik şehir turu ile başlıyoruz. Güney Napoli’ de yaşam, kuzeye göre çok daha rahattır. Güneyliler, hiçbir kurala uymaz, hiçbir şeyi ciddiye almazlar, hiçbir şeyi önemsemezler. Çalışan İtalyan azdır bu bölgede. Bu bölgede hem göçmen nüfus çok fazla, hem de zengin İtalyan çok fazla. İtalyanın en zenginlerinin yazlık evleri ya da ailelerini kaldığı malikaneler bu bölgededir. Yukarıdaki fotoğrafta sağ taraftaki koy üzerinde sıralı malikaneler zengin İtalyan ailelerinin ev sahipliği yaptığı yerlerdir. Bu ailelerin iş kolları hep tartışmalıymış. Çünkü bu aileler, buradaki ismiyle sivil toplum örgütü, aslında birer mafyadır. Zaten kuzeyliler de bu aileler için mafya sözcüğünü kullanıyormuş. Aşırı zengin İtalyanlar işte bu bölgede otururlar. Kara yolunun fazla kullanılmadığı bu evlerde özel yat limanları ve özel helikopter pistleri bulunuyor. Yani, yatlarla ve helikopterlerle ulaşım sağlanıyor.


İtalyan anayasasındaki boşluklardan dolayı çok göçmen gelir. Aslında İtalya’ya en yakın Tunus Carthage (Kartaca) Limanı 200 km'dir. Faz, İspanya arası 1,2 km olmasına rağmen İspanya gelen göçmeni hemen sınır dışı eder. İtalya, göçmen ana karaya ayak bastıktan sonra yakalayıp atamaz. Bu güzergahtan Avrupa'ya göçmenler daha kolay geçer.  Napoli bölgesinde özellikle güneyin sorunu haline gelmiştir. Kuzeyle güney ayrılmak istese de Kuzeyliler için güney bölgesi kolay kolay vazgeçilecek bir yer değildir. Çünkü güney İtalya, İtalya milli birlik mücadelesini başladığı noktadır. İtalya'yı İtalya yapan güneylilerdir. İtalya'ya dair ne biliyorsak güneylidir. İtalya'nın pizzası güneylidir, İtalya'nın makarnası güneylidir, ünlü İtalyan tenorlar güneylidir, film yıldızları, sanatçılar güneylidir, futbolcular, sporcular güneylidir. Ama İtalya'yı bugün ayakta tutan ekonomi kuzeylidir. 

Napoli, Federal İtalya'da Campania özerk bölgesinin başkentidir. Her ne kadar belirli bölgeleri çok şık, bazı bölgeleri çok varoş olsa da İtalyanın meşhur Amalfi sahilleri bu özerk bölgededir. 


Biz gitmedik ama adından çok söz edilen Capri Adası da bu bölgede. Ana karadan kopmuş parçaları olduğu için kayalıklarıyla ünlü bir adaymış. Kayalıklar beyaz olduğu için mavi ada olarak yerel halk tarafından mavi ada olarak isimlendirilmiş. Çok fazla kayalık olduğu için sosyetenin uğrak yeri olmuş. Paparazzilerden uzak tatil keyfi için bu ada tercih ediliyormuş. Hiç sahil yok. Kayaların arasına inşa edilmiş evler varmış. 


Şehir turundan sonra antik Pompei şehrine gidiyoruz. Pompei halkını tamamen yok eden Vezüv yanardağını uzaktan görüyoruz.


Bizim yıllar önce kaldırdığımız karasal yayın izlemek için kullanılan antenler bu bölgede hala kullanılmakta. Evlerin üzerinde dikkatimizi çekiyor. Ayrıca balkonlara asılan çamaşırlar da Napoli'nin bayrağını temsil ediyor. Tabi ki bu tabir kuzey İtalyanlar tarafından yapılmakta. İtalya federal bir yapıda yönetildiği için her eyaletin İtalya bayrağının yanında kendi bayrağı var. Napoli'nin ise kendine ait bir bayrağı yok. İşte bu sebepten Kuzeyliler bu tabiri kullanıyormuş.


Napoli, daha doğrusu güney İtalya'da diğer Avrupa şehirlerinin aksine sokaklarında gezerken bağırışlar, korna sesleri duymak, yerlerde çöpler görmek mümkün. Bütün dükkanların girişlerinde demir kepenkler var. Eğer bir dükkan, demir kepenk olmadan kapatılmışsa, o dükkanın sabaha kadar soyulmama ihtimali çok düşükmüş. Avrupa'da hırsızlığın en fazla görüldüğü şehir de burasıymış. Bu yüzden araçlarda hep direksiyon kilidi var. Biz de çantalarımızı önde tutup, tedbiri elden bırakmıyoruz. 

Yollarda, kaldırımlarda bölgede bol miktarda bulunan lav taşları kullanılmış. Farklı kalıplarda kesilen taşlar, binalarda, duvarlarda, köprülerde, yollarda, geçitlerde, tünellerde bütün hemen hemen her yer de gözümüze takılıyor. Genel görüntünün siyah olmasının nedeni de işte bu lav taşının koyu rengi.


Büyük caddeler üzerinde küçük bir iki arabalık benzinlikler gözümüze çarpıyor. Türkiye'de şehir içlerinden güvenlik sebeplerinden dolayı kaldırılan benzinlikler,  otobüs durağı gibi yol üzerinde hizmet veriyor.


Bu sokağın ilerisindeki 2 katlı sarı ev, menekşe gözlü Elizabeth Taylor'un çocukluğunun geçtiği, meşhur olmadan oturduğu evdir.


Hırsızlığın kol gezdiği bu şehirde araçların hepsinde direksiyon kilidi var. Arabaların çoğu tek kapılı, küçük araçlar. Hemen hemen hepsinde büyüklü küçüklü hasar var. Tamponlar kırık, bantlanmış, yapıştırılmış vaziyette. Yukarıda ki arabada yan aynaların biri yok. Buradaki araç sahipleri, araçları dökülüp trafiğe çıkamayacak vaziyete gelene  kadar tamir ettirmiyorlar. Sadece bantlamak ve basit tamirlerle idare ediyorlar.


Napoli sokaklarına gezerken kırmızı biber satıcılarına rastlıyoruz. İtalya'da kırmızı biberin şans ve bereket getirdiğine inanılıyor. Kız istemeye giderken çikolatanın yanında demet demet bu kırmızı biberlerden götürüyorlarmış. Bizdekine benzer fakat biraz ters bir durum. Bizde, "tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" yerine; onlarda, "acı yiyelim, tatlı konuşalım", hayatımız tatlı olsun.  Şansın simgesi haline gelen kırmızı biber bütün İtalya'ya burada, güneyden yayılmış.



Avrupanın ilk kapalı alışveriş merkezi, 1863 yılında Milano'da açılmış. Kuzeyli kral Victoria Emanuel'in adını taşıyan bir galeri.  Galeri yapılmadan enlem boylam hesabı yapılıyor, o dönemde dünyanın merkezine denk geldiği  düşünülen noktaya bu galeriyi inşa ediyorlar. Sürekli kuzey ile her alanda rekabet halinde olan güneyli orada ne varsa aynısını istiyor. Napolililer bu galerinin aynısı yaptırmak istiyorlar, mimarlardan, mühendislerden teklif alıyorlar fakat paraları yetmiyor. Ama galeriyi istiyorlar. En son bir tane Yahudi mimar, "Milona'daki maliyetin yarısına yaparım." diyor. Diyorlar "aynısını yapacaksın". "Tamam. Yaparım. Ama bir şartım var." diyor. Galerinin bir noktasına Yahudi yıldızı koyarım." diyor. Tabi böyle bir şart kabul edilemez ama paraları da yok. Daha ucuza yapan da yok. Fazla dikkat çekmeyecek  bir yere, çatıya koyma şartıyla Yahudi mimar ile anlaşıyorlar. Çatının tam ortasına bir küre koyuyor. Bu sayede galeri Milano'daki gibi dünyanın merkezinde olacak. Çatının yanlarındaki her pencereye de yıldızları koyuyor. Çatının tam altındaki zemine 12 burcu temsil eden sembolleri bir halka etrafında yerleştiriyor. Yahudi mimar bu şekilde galeriyi tamamlıyor ve parayı alıyor. Napolililer yıllar sonra tongaya düştüklerini anlayacaklar. Yıllar içerisinde şöyle bir durum adet haline geliyor: Zemindeki burcunu bulacaksın ve onun üzerine geleceksin. Dilek tutacaksın. Sonra başını yukarı çevirip dünyaya bakacaksın. Başın yukarıda, öne eğmeden yürümeye başlayacaksın. Dünyanın ortasına geldiğini düşündüğünde duracaksın. Eğer orası tam dünyanın altında iseniz dileğiniz gerçekleşecek, ortasında durmayı başaramaz iseniz gerçekleşmeyecek. Bu inanış hızla yayılıyor. Ve galeriye her gelen bunu yapıyor. Dilek tutuyor, yukarıya bakıyor. Yahudi yıldızlarını görüyor. Yukarı bakıyor, Yahudi yıldızını görüyor. İşte bu galerinin Milano'dakinden farkı bu. Diğer bütün mimari yapı, ölçüler aynı.




0 comments :

Yorum Gönder

Comments