24 Haziran 2012 Pazar

Çanakkale - Şehitlikler Ziyareti



    

Gelibolu yarımadasında cereyan eden savaşın izlerini ve acısını yansıtan şehitlikleri ve anıtlarını birer birer geziyoruz. Çanakkale gezisine çıkmadan Kaynak Yayınları'ndan Talha Uğurluel' in "Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi" kitabını (400 Sayfa) okum ayı tavsiye edebilirim. Ayrıca Hazine Yayınları'ndan "Çanakkale Savaşları Gezi Haritası" da bölgedeki tüm şehitlik ve anıtları ayrıntılarıyla gösteriyor. Gezi sırasında bu iki kaynaktan faydalanmakta yarar var.

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi
Şehitlikleri, daha ayrıntılı ve bilinçli ziyaret edelim diye turumuzu 2 güne yayıyoruz. 1. gün tanıtım merkezinde savaşı baştan sona 1 saati aşkın dev ekranlardan izleyip, bilgilerimizi pekiştiriyoruz. Bu merkez 2 hafta kadar önce açılmış, çok görkemli bir yapı. İçerisinde 2 tane sergi ve 10 tane dev salon var. Bazı salonlar 3 boyutlu gösteri sunuyor. Ses ve ışık efektleri muhteşem. Her salon, anlatılmak istenen konuyla ilgili özel tasarlanmış efektlerle hazırlanmış. Mesela; kara savaşları eğimli ve kabartmalı bir harita üzerinde yansıtılarak anlatılıyor. Deniz savaşları da gemi üzerinde anlatılıyor. Zaman zaman hareketli platformlar üzerinde atılan top patlamarıyla ayakta durmak zorlaşıyor. Nusret mayın gemisini mayın döşemesi canlandırılıyor. Seyit onbaşının top mermisini sırtında taşıması masalsı bir anlatımla dev ekranda yansıtılıyor. 1. dünya savaşında gök savaşları olmamış fakat düşman uçakları araziyi keşif uçuşları yapmışlar. Gökyüzünde balonda uçma hissi veren kubbe şeklindeki ekran sayesinde titreşimli koltuklar üzerinde bu uçuşları hissedebiliyoruz. Salonlardan geçerken mehter takımı nidalarıyla tüylerimiz diken diken oluyor. Gösteri bitince dönemin savaş malzemelerinin sergilendiği sergileri gezip tanıtım merkezinden ayrılıyoruz.

Tanıtım merkezinden çıktıktan sonra, Conkbayır'a doğru giden gezimize başlıyoruz. Ziyaret edeceğimiz çoğu nokta kıyıya yakın olan yol üzerinde bulunduğu için, sol istikametten gidip; diğer istikametten dönüyoruz.
Gezi Güzergahı - 1. Gün
Mehmetçiğe Saygı Anıtı
Kocaçimen Tepe'ye doğru giderken yolumuzun sağ tarafında "Mehmetçiğe Saygı Anıtı" karşılıyor bizi. Conkbayırı'nda 10 metreye kadar inen siper savaşları sırasında bir Türk askeri, yaralanan ingiliz subayını omuzlayarak düşman siperlerine bırakıp, geri döner. Düşman, Türk askerini gösterdiği bu cesaretten çok etkilenir. Teşekkür bile edemez. Avustralya valisi  (Çanakkale Savaşında üsteğmen) Casey 1940'lı yıllarda Türkiye'yi ziyarete geldiğinde yaşadığı bu olayı anlatır. Bunun üzerine ingiliz subayını taşıyan bir anıt heykel yaptırılır.

Kanlısırt Kitabesi
Rampaya tırmandığımız sırada yolun sağ tarafında bir kitabe ile karşılaşıyoruz. Savaş zamanındaki çarpışmalarda bu tepeden adeta kıpkırmızı kan akmış ve topraklar al kanlara boyanmış. Bu yüzden burası Kanlısırt olarak anılmaktadır. Kanlısırt,  6-7 Ağustos 1915 tarihinde Anzaklara karşı çok çetin çarpışmalar sonrasında 1520 şehit, 4750 yaralı vermemize rağmen kahramanca savunulmuştur.

Lone Pine (Tek Çam) Anıtı
Yolumuzun sol tarafında tek çam olarak adlandırılan Anzak anıtına uğruyoruz. 15 metre yükseklikteki anıt Yeni Zelanda ve Avustralya'dan yoğun ziyaretçi almaktadır. Biz alanı gezerken bile 2-3 kafile ziyarete geldi. 

16 Yaşında Bir Anzak Mezarı
Lağımlar
Yeraltına kazılan tünellere yerleştirilen patlayıcıların şahidi olan lağımlar, Çanakkale Savaşı'nın diğer savaşlardan farkını ortaya koyuyor.

Kesikdere Şehitliği
Kimlik bilgileri tespit edilen 1115 şehidimizin yattığı "Kesikdere Şehitliği", 57. Alay Şehitliği'nin sağındaki vadide bulunmakta. Bu şehitliğe, Bomba mevkinde savaşan 18. ve 64. alaylardan şehit olanlar ile 25 Nisan 1915'ten Aralık ayı sonuna kadar yine bu bölgedeki çatışmalarda yaralanmış, sargı yuvalarında şehit  olan askerlerimiz defnedilmiş. 

57. Alay Şehitliği

Savaş zamanı bu dönemde yaşanılanları Atatürk'ün 1918 yılında Ruşen Eşref ile yaptığı röportajdan ilginç alıntılarla kendi dilinden aktaracağım.
"Yanımda yaverim, emirzabitim ve sertabip ile oralarda tekrar bulduğumuz fırka cebeltopçu taburu kumandanı olduğu halde evvelâ atlı olarak yürümeye teşebbüs ettik, fakat arazi müsait değildi. Hayvanları bıraktık, yaya olarak Conkbayırı'na vardık.Şimdi burada tesadüf ettiğimiz sahne en enterasan bir sahnedir. Ve vak'anın en mühim anı bence budur."Paşa tekrar bir sigara yakıyor ve birkaç yaprak daha çevirdikten sonra, haritasını alıp şöyle izah ediyor:"Bu esnada Conkbayırı'nın cenubundaki 261 rakımlı tepeden sahilin tarassut ve teminine memuren oralarda bulunan bir müfreze efradının Conkbayırı'na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Size şu muhavereyi aynen okuyacağım! Bizzat bu efradın önüne çıkarak:- Niçin kaçıyorsunuz? dedim.- Efendim düşman! dediler. - Nerede? - İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve kemali serbestiyle ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin diye... Düşman da bu tepeye gelmiş... Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyete duçar olacaktı. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakemei mantıkıye midir, yoksa sevkı tabiî ile midir, bilmiyorum.Kaçan efrada:- Düşmandan kaçılmaz, dedim.- Cephanemiz kalmadı, dediler.- Cephaneniz yoksa, süngünüz var, dedim.Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı'na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile cebel bataryasını yetişebilen efradının "marş marş"la benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emirzabitini geriye saldırdım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.Fakat bence bu tabiye vaziyetinden daha mühim olan bir amil vardır ki o da herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.Bu öyle alelâde bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek azmiyle harekete teşne olduğu bir taarruzdur. Hattâ ben, kumandanlara şifahen verdiğim emirlere şunu ilâve etmişimdir:- Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.Yirmi dört saatten beri devam eden muhabere askerin pek ziyade yorgunluğunu mucip olmuştu. Onun için verdiğim bir emirle taarruzu kestim. Fakat kazanılmış olan hattı takhim etmekten, orada mıhlanıp kalmaktan başka vatanı kurtaracak çare yoktu. Binaenaleyh lâzım gelen emri verdim. Benimle beraber burada muharebe eden bilcümle askerler kat'iyyen bilmelidir ki uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım geri gitmek yoktur. Hâb ü istirahat aramanın bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk âsarı göstermeyeceklerine şüphe yoktur."
Mustafa Kemal Paşa'nın umum Arıburnu kuvvetlerine şamil olan kumandanlığı 4 Mayıs 1331 gününe kadar devam etmiş, bu müddet zarfında cereyan eden vak'alar içinde öyle mevziî mütekabil taarruzlardan başka hiç büyük muharebe yok. Fakat cidden kahramanlık sahneleri var. Meselâ bakınız Paşa ne anlattı: "Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vak'asını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimei şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur."
Son neferine kadar şehit düşen 57. Alay, 1992 yılında açılan şehitlikle birlikte ölümsüzleştirilmiştir. Şehitlik ve kulenin bir öyküsü var. Savaştan sonra açılan toplu mezarlarda yapılan kimlik tespiti çalışmaları sırasında 2 askerin birbirlerinin boğazlarını sıkararak öldükleri farkedilir. Kimlik tespiti ile birinin 57. Alay üsteğmeni Mustafa Asım, diğerinin ise Yüzbaşı Woiters olduğu anlaşılır. İkisi de aynı şekilde, aynı yere defnedilir. 57. Alay'daki kule tam da buranın üzerine inşa edilmiştir. İşin ilginci; Kültür Bakanlığı tarafından 1993 yılında bu iki düşman askerin ailelerini bu noktaya davet edilmiştir. Aileler herkesin gözünün önünde birbirlerine sarımış, dünyaya mesaj vemişlerdir.

Mehmet Çavuş Anıtı
1928 yılında harp sahalarını gezen Atatürk burada şehitlerimize yakışır bir anıt yapılmasını istemiş, bunun üzerine düşmanın hiç bir zamanele geçiremediği Cesarettepe'de bu anıt inşa edilmiştir. Zamanla Mehmet Çavuş anıtı olarak adlandırılan bu anıt, 57. Alay Şehitliği'nden Conkbayır'a doğru gidilirken yolun hemen sol tarafından az içeride bulunmakta.

Düşmanın Çıkarma Yaptığı Suvla Körfezi
Düşman kuvvetleri, 6 Ağustos’ta Suvla körfezinden çıkacak, Anafartalar ovasından geçerek Conkbayırına ve Kocaçimen tepeye yürüyecekti. Mehmetçik için ve Türk savunması için alarm zilleri çalmaktaydı. Bu esnada Mustafa Kemal müttefik askerlerinden önce harekete geçecek ve Mehmetçik için bir saldırı planı hazırlayacaktı. Çanakkale savaşlarının kilit noktalarından biridir Conkbayır. Atatürk’ün Türk Milleti'nin nazarında ilk kez tanındığı yer de burasıdır.  10 Ağustos sabahı Kurmay Albay Mustafa Kemal  askerlerine tarihi bir konuşma yapar: 
“Askerler karşımızda ki düşmanı mağlup edeceğinize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Önce ben ileriye gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.” Sonrasını ise şöyle anlatacaktır Çanakkale Gazisi Mustafa Kemal:"Kumandan ve zabitlere de işaretime askerin dikkatini çekmeleri emrini verdim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretimi verdim.Bütün askerler, subaylar artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini verilecek işarete bağlı bulunduruyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağıya inmesiyle demirden bir kitle halinde aslan gibi saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde ilahi bir bağırtıdan başka bir şey işitilmiyordu: Allah Allah Allah!...”
Bu taarruzla neye uğradığını şaşıran müttefik askerleri bozguna uğrar, uğruna birçok can verdiği fakat bir türlü ele geçiremedikleri Conkbayırı’nı bu kadar yaklaşmışken terk etmeye, kaçmaya başlar. Bu muharebe esnasında bir şarapnel parçası Atatürk’ün göğsüne isabet eder. Fakat Atatürk’ü annesinin kendisine hediye etmiş olduğu saat kurtarır. Bu olay Conkbayırı’nın 60 metre kadar gerisinde Kördere’ye inen bir nokta yaşanmıştır.

Atatürk Zafer Anıtı
Siperler
Siperler

1 comments :

Adsız dedi ki...

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.


Ruhları şad olsun ,

Senden de Allah razı olsun kardeş bize oraların manevi havasını estirdiğin için....


aziz

Yorum Gönder

Comments