29 Haziran 2012 Cuma

Çanakkale - Bozcaada




Bozcaada (Tenedos), Ege Denizi’nin kuzeyinde, küçük bir ada. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olarak Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde yer alıyor. Yerleşim, adanın kuzeydoğusunda yer alan Bozcaada Kalesi'nin etrafında, ilçe merkezinde toplanmış. Adanın diğer noktalarında oteller ve pansiyonlar bulunmakta.

Adaya, akşam 8 feribotuyla yarım saatlik vapur yolculuğundan sonra varıyoruz. Adaya yaklaşırken ilk dikkatimizi adanın heybetli kalesi çekiyor. Kalenin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor adeta. Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan bu kale ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve  Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış.

Osmanlı döneminde, mevcut yapılara Osmanlı motifleri işlenerek orijinal eserler yaşatılmış. Kale bunun örnekleriyle dolu. İşte bir tanesi:



Bozcaada'da kayda değer bir kazı çalışmaları henüz yapılmamış. Fakat Tenedos antik kentinin bugünkü şehir merkezinin altında olduğu düşünülüyor. Kale içerisinde de bir odada Heredotos dönemine ait iki kulplu taşıma kabı anlamına gelen  Amphora'lar bulunmakta. Bu testiler doğu akdeniz ticaretinde zeytin, şarap vs. taşınması için kullanılmış.

Şehir merkezinden çıkıp, konaklayacağımız "Ada Camping" alanına varıyoruz. Burası önceki kaldığımız Kabatepe gibi ağaçlık değil, çadırlar yan yana. Çadırda kalmaya çok elverişli değil. Derme çatma bir yer izlenimi veriyor. Biz gittiğimizde bir aile vardı. Başka da kalan yok zaten. Çadırımızı kurup, adayı turlamak için, tekrar merkeze dönüyoruz.

Adanın genelinde sakin bir hava hakim. Geceleri müzik, eğlence yok. Plakalara baktığımızda çoğu 34. Şehir kalabalığından ve gürültüsünden bıkan İstanbullu bu sakin adaya kafa dinlemeye gelmiş diye düşündük.

Adanın yaklaşık %10'u Yunan nüfusuymuş; geri kalan Türk. Aralarındaki kaynaşma adaya ayrı bir hava katmış. Sokakları, kafeleri ve dükkanları  bir başka. Kendine has bir havası var. Bu da bize başka bir ülkede geziniyor hissi verdi. Biraz sokaklarında geziniyoruz. Eski Kahve'de güzel bir akşam yemeği yiyoruz. Fırında mantısı meşhur. Giderseniz tavsiye ederiz. Yemekten sonra da yine meşhur damla sakızlı Türk kahvemizi de içip, biraz keyifleniyoruz.

Ertesi gün, çevredeki koyları geziyoruz. Suyu inanılmaz berrak. Petrol mavisi ile başlayan denizin rengi, mavinin bütün tonlarına bürünüyor. Küçük küçük bir çok koy var. Hepsi de berrak, tertemiz. Şu denizin rengine bakar mısınız?


Koyları gezindikten sonra  rüzgar gülü santralini ziyaret ediyoruz. Santral 10,5 MW kurulu gücünde çalışıyor. 17 tane rüzgar gülü aralıksız dönüyor. Santral, adanın batısında yer aldığı için güneş batımını izlemek keyifli olacak, fakat biz turumuza devam edeceğimiz için ayrılıyoruz.

1 comments :

Adsız dedi ki...

Kardeş bu kaleyi planlayan, yapan , yaptıran ,kalede yaşamış olan, yolu kim geçmişse ordan hepsi sana minnettardır emin olabilirsin.:) Böyle bir şaheser senin gibi bir ustanın elinden ancak bu kadar etkileyici yansıtılırdı ekrana. Rüzgar güllerinin asil duruşu da ayrı bir hava katmış , ellerine sağlık.

Aziz

Yorum Gönder

Comments